korona-covid-19un-dijital-donusume-etkileri

Protest bir tavır olarak algılamayın ancak bu yazımda, ani gelişim süreciyle tüm dünya üzerinde şok etkisi yaratan Koronavirüs Covid19’a odaklanmak istemiyorum. Zira tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de insanlar, bu salgın dolayısıyla zihinsel bir işgale uğramış ve neredeyse düşünce yetileri felç olmuş durumdalar..

Bana öyle geliyor ki; yaşadığımız bugünlerin siyasal, ekonomik, psikolojik ve hatta en önemli etkisini zaman içinde göstereceğine inandığım sosyolojik sonuçlarını daha uzun yıllar boyunca bolca konuşacağız.

dijital-donusum

  • Virüs doğal mıydı, suni mi?
  • Hangi ülke hastalıkla baş etmede ne kadar ustaydı ya da kimler sınıfta kaldı?
  • Hangi ülkeler IMF üzerinden borçlandı ve bunun sonucu olarak ne gibi siyasal gelişmeler yaşandı?
  • Kaç tane dünya devi firma el değiştirdi?
  • Herşey bittikten sonra hangi hastalıklarda artış görüldü?
  • Hangi tüketim alışkanlıklarımız değişti?
  • Kültürel olarak neleri kaybettik, hangi noktadayız?

Eğer toplumsal hafızamızın azizliğine uğramazsak önümüzdeki yıllarda bunların hepsini bolca değerlendireceğiz..

Şimdi ben esas soruma geliyorum; Bu süreçte hangi şirketler satılacak?

Soruyu hangi şirketler batacak diye sormamamın sebebi; böyle kaotik anlarda paranın kaybolmadığı ancak mutlaka yer değiştirdiği realitesinin bir sonucu. Ama isterseniz siz böyle de sorabilirsiniz..

Makul bir tavır olduğunu düşünerek konuyu, misyoner temsilcisi olduğum elektrik-aydınlatma sanayi açısından ele almak isterim.

Bir süredir adaptasyonumuzu sağlamaya çalıştığımız yeni medya düzeni ve dijital dönüşüm, stratejik olarak yapılması gerekenler konusunda sürekli direnç gösteren sanayicilerimize, bugün maalesef kendini negatif bir ortamda zorla kabul ettirmeyi başarıyor.

İletişim teknolojileri alanında, eğer hala pazarlama stratejilerini yeniden belirleyip aksiyon almayı düşünmeyen firmalarımız varsa, önümüzdeki dönemde onları herkes için zor ama kendileri için daha zor bir sürecin beklediğini söyleyebilirim. Bu durumda önümüzdeki süreçte değerli markalarımızın satıldığını ya da küçüldüğünü görmek pek de sürpriz olmayacak.

Hepimizin dahil olduğu ve birbirine tutunduğu üretim/hizmet/satış zincirinde, ticaretin yeni dünyasına beraber girmeliyiz.

Eğer sinerjik bir bilinç oluşturmayı başarabilirsek, orta vadede durumumuzu görece pozitif bir sürece evirebiliriz..

Sürekli bir araya geldiğimiz sanayici dostlarımla, her sohbetimizde dikkatlerini özellikle dijital dönüşüme çekme gayretimin altında yatan da budur.

Görünen o ki; bugün yaşananlar bizi, geri dönülemez derecede fark yaratan bambaşka bir gerçekliğe sürüklüyor.

Web 2.0’a geçişle birlikte bugün aklınıza gelen sağlık, spor, sanayi, sanat, ticaret.. gibi tüm alanlarda dijital teknolojiye geçiş müthiş bir hızla artıyor ve görünen o ki; sadece bu dönüşümün fırsatlarını kullanmayı başarabilenler ayakta kalacak.

Bahsettiklerimin daha anlaşılır olması için, müsaadenizle sizinle en gerçek tecrübemi paylaşayım. Sektörüm Dergisi olarak son 3 yılda yaşadığımız dönüşüm süreci, avantaj ve dezavantajlarıyla birlikte dijitalleşmenin fotoğrafını çekmek için iyi bir örnek olacaktır..

DİJİTALLEŞME SÜRECİNE BİR ÖRNEK

Bildiğiniz gibi Sektörüm Dergisi 2010 yılından bu yana aylık frekansta ve ulusal olarak geleneksel baskı ile yayınlıyor.

Bundan 3 yıl kadar önce kendi içimizde ciddi bir mücadele yaşadık. İşin komik yanı, ben kaybeden yani geleneksel yayıncılıktan bir türlü vazgeçemeyen tarafta duruyor ve samimi olmak gerekirse dijitalleşme yönündeki adımlardan bir hayli çekiniyordum.

80 öncesi kuşağın geleneksel dergileri tercih eden yapıda oldukları malumunuzdur. Net olarak bu sınır da olmasam da beni de o gruba dahil ediniz..

Ancak ne kadar gözlerimi kapasam da önümde kocaman bir gerçek beliriyor, tamamen dijital dünyaya doğan neslin artık iş başına geliyor olduğunu kabul etmek durumunda kalıyordum.

Dijital-sosyal medya kanallarımızı ve haber sitemizi kurup, yöneten eşim ise bıyık altından tebessüm ediyordu.

dergicilikte-dijital-donusum

Sonunda göz bebeğim dediğim ve bir sürü insanın her ay büyük bir özveriyle hazırladığı dergimizin artık yeni bir elbise kuşanması gerektiğini kabul ederek bir dizi aksiyon için planımızı yaparak kolları sıvadık. Bize artık bir dergiden çok daha fazlası gerekiyordu..

SEKTÖREL DERGİDEN, SEKTÖREL HABER SİTESİNE

İlk adımımız dergimizin web sitesini Google News indexi alan bir haber sitesi haline getirmek oldu (4 senelik bir süreç aslında,defalarca reddedildik). Bu ilk adım olmalıydı çünkü bilgi artık sizi bir ay beklemiyordu..

Google News onayını önemseme sebebimiz; sitenize bir içerik girdiğinizde bu içeriğin anında indekslenmesi için bu onayın alınması gerekiyordu. Yoksa 2-3 haftaya varabilen bir sürede girdiğiniz içeriğin google’da görünmesini beklemekten başka çare yoktu..

Örneğin; bir sektör temsilcimin fabrika açılış haberini, sosyal medyadaki personal hesap paylaşımları anlık olarak verirken, bizim ay sonu baskıya girecek yeni sayı ile yediğimiz gol kabul edilemezdi.

Doğrusu bu hamle bizi bir yandan ilk ve tek olma tarafında özelleştirirken, diğer yandan sektörün haber almak için sürekli dikkatini celb ettiği müthiş bir noktaya taşıdı.

İNTERAKTİF DİJİTAL DERGİ

Bir sonraki adımımızda Turkcell Dergilik gibi aşina olduğunuz ya da Magzter gibi belki de ilk kez duyduğunuz, issuu, yumpu vb. ulusal ve uluslararası dijital yayın paylaşım mecralarıyla daha çok okura içeriklerimizi ulaştırdık.

Google Play Gazetelik, Google Play Dergilik ve bugün takipçi sayısı 42.000’e ulaşan Bundle gibi birçok dergi ve haber aplikasyonlarından yayına geçtik.

Haber sitemizdeki e-dergi okunma oranlarını da buna eklediğinizde bilin bakalım ne oldu?

Basılı olarak maliyetleri sebebiyle ancak ve en fazla birkaç bin dağıtım yapabildiğimiz dergi aylık ortalama 70.000 okura ulaşmaya başladı!

Çünkü tüm bu saydığım mecralar anlık haber paylaşımına uygun; ihtisas sahibi direk hedef kitleyi içeren platformlar olmakla beraber, sıradan bir PC ya da mobil telefon ile kolayca hatta çoğu kez internet bağlantısına bile ihtiyaç duymayacak biçimdeki varlığıyla, yarının karar vericisi konumundaki dijital neslin sevgilisi oldu.

E-dergideki konfora, 24 saat erişim sağlanan bir haber sitesinin dinamizmi eklenince, okur skalası beyaz yakalardan yurt dışı satınalmacılarına kadar genişledi.

interaktif dijital dergi nedir sorunun cevabı için inceleyiniz..

OKUR MU, KULLANICI MI?

Özellikle ticari ve sektörel dergilerin ortak özelliklerinden biri hiç şüphesiz ihtisas alanındaki özel içeriklerken, çok önemli bir unsur da okurun kullanıcı/tüketici kimliğinin de bulunmasıdır. Bizim dijitalleşme sürecimizde olan şey aslında tam da bu, okurun kullanıcıya dönüşmesiydi.

Düşünsenize okuduğunuz bir e-dergide gördüğünüz bir ürün ilginizi çekti ve üzerindeki fiyat listesi linkine tıklayıp üreticinin tanıtım sayfasına, ürüne ya da fiyatınıza o anda ulaştınız. Bu durumda denilebilir ki; dijital dünyada okur aynı zamanda kullanıcıdır.

Tamamına değinmek mümkün olmadığı için birkaç örneğini sunduğum, dijital dönüşüm yatırımlarımızın elbette bir dezavantaj listesi de oldu. Örneğin; matbu yayındaki standartlaşan bir sistem çok uzağınızdadır çünkü; burası dinamik sürekli yenilenmek zorunda olduğunuz bir adres..

Tüm bu süreci yönetecek teknik donanıma sahip özverili bir ekip oluşturmak kolay iş değil. Hacker saldırıları, rakiplerinizin (gayri ahlaki bulsak da gülümseyip geçtiğimiz) Anti SEO çalışmaları, teknik donanım ekipmanları, tasarım ve güncelleme maliyetleri gibi bir dizi dezavantajı da var.

Ancak tüm bunlara rağmen, geleneksel yayıncılığa oranla daha az maliyetli ya da aynı maliyetle çok daha fazla okura ulaşması bakımından kıyaslanmayacak biçimde dijital tarafın lehine olduğunu söyleyelim.

Sonuç olarak; 80 öncesi kuşak da artık bu yenilenme ile barışmalıdır. Üreten, değer katan, hizmet yaratan firma sahipleri ve karar vericileri bu alana yönelmeye, kendi dinamiklerine uygun bir dijital dönüşüm planı geliştirmeye davet ediyorum..

Bunu, ürün kataloglarına dokunarak bakmayı seven biri olarak söylüyorum. Uzanıp dinlenirken, dilediğin yayını elektronik ortamda okuyup, aradığın ürünü rahatça araştırmanın keyfini de yabana atmadan..

Son derece tatsız geçen bu zorunlu dinlenme günleri, neden bir yandan iç huzurumuza bakıp sevdiklerimize daha çok sarılacağımız, aynı zamanda daha iyi stratejiler üzerinde düşüneceğimiz güzel bir mola olmasın ki?

Sağlıcakla..

Makale: Nurşah SUNAY