“Her yeni başlangıç, bir sonun içinden doğar” derken sadece siyasal dönüşümleri değil, insanlığın karşılaştığı büyük kırılmaları da işaret ediyor bence ‘Hannah Arendt’. Zira öyledir ya dünün pratikleriyle bugünü, bugünün pratikleriyle de yarını yakalarsınız.

Ancak artık açıkça görüyoruz ki dünün alışkanlıkları, bugünün gerçeklerine cevap veremiyor. Enerji kaynakları, sadece ekonomik fayda üzerinden değil, etik sorumluluk ve çevresel sürdürülebilirlik açısından da sorgulanır hale geldi.

Elimizdeki kaynaklar ne kadar sürdürülebilir? Mevcut çözümler, geleceğin krizlerine ne kadar karşılık verebilir? Bu sorular, yalnızca uzmanlarına bırakılacak kadar teknik değil; hepimizi, birey olarak bu sürecin parçası olmaya çağırıyor.

Küresel enerji dinamikleri an be an çatırdayıp yön değiştirmekte. Enerjinin üretimi, iletimi ve depolanması ekseninde yoğunlaşan stratejik hamleler ve çıkar çatışmaları, bu sürecin doğal bir parçası hâline geldi.

Bu yazımda, enerji sektöründe sıkça gündeme gelen iki önemli yakıt türü LNG (Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) ve LPG’den (Sıvılaştırılmış Petrol Gazı) biraz bahsetmek istiyorum.

Malumunuz olduğu üzere Türkiye gibi enerji ithalatının yüksek olduğu ülkelerde, enerji sadece bir ihtiyaç değil; aynı zamanda dövizle satın alınan, cari açığı doğrudan besleyen bir yük.

Mutfakta ocağın altını çevirdiğimizde, aracımıza “fiyat istikrarı” nedeniyle LPG taktırdığımızda ya da aylık enerji faturamıza baktığımızda fark etmediğimiz bir şey var: Kullandığımız sadece bakınca göremediğimiz, kokusuyla varlığını hissedemediğimiz bir gaz değil; aynı zamanda koşullu ekonomik bir tercih ve en önemlisi geleceğe dair çevresel bir taahhüt.

Uzun yıllardır yaşamımızda olan LPG (Sıvılaştırılmış Petrol Gazı), rafinerilerde ve doğal gaz sıvılaştırma tesislerinde üretiliyor. Evlerimiz başta olmak üzere sanayide ve ulaşımda geniş kullanım alanı bulan LPG; “nispeten” ucuz, kolay depolanabilir ve taşınabilir bir enerji kaynağı.

Ancak her şey gibi onun da sınırlı ve sorunlu yanları var: Yanma sırasında (hatırı sayılır) karbon salınımı yapıyor ve fosil yakıt olma özelliğini taşıyor.

Son birkaç yıl içinde hayatımıza süratle giren ve daha da parlatılarak sunulan LNG (Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) ise özellikle boru hattı altyapısı olmayan ülkeler için stratejik bir çözüm gibi sunuldu.

LNG ne peki; doğal gazın -162°C’ye kadar soğutularak sıvı hale getirilmesiyle elde ediliyor. Bu işlemle gaz hacmi yaklaşık 600 kat küçülüyor, bu da onu uluslararası pazarda taşınabilir hale getiriyor.

Biliyorsunuz bir nesnenin üretilmesi kadar, taşınabilir olması da onun popülerliği açısından oldukça kıymetli. Günümüzde sadece işlevsellik değil, aynı zamanda esneklik ve lojistik kabiliyet de enerji kaynaklarının geleceğince kilit taş. Hele söz konusu olan sıvılaştırılmış gazlar ise…

Tabi şu soruyu sormadan geçemeyiz:

LNG gerçekten bir geçiş dönemi yakıtı mı, yoksa bir başka fosil bağımlılık mı?

Her iki seçenek de sonucu itibariyle ithalat gerektiriyor, her ikisi de dövize bağlı, her ikisi de karbon salıp kirletiyor. Yani gerçek çözüm değil, sadece geçici (palyatif) rahatlama sağlıyorlar.

Buna hep birlikte kaniyiz; zira bugünün dünyasında artık haritaları ve sınırları tanklar değil, enerji hatları şekillendiriyor.

Yeraltı kaynaklarına sahip ülkeler, bu kaynaklarını birer ekonomik/siyasi baskı aracına dönüştürmekten çekinmiyor. Enerji, maliyetli olduğu kadar politik bir kimliğe de sahip.

Bu denklem içinde Türkiye gibi dışa bağımlı ülkeler için sürdürülebilir ve bağımsız enerji daha da kıymetli hale geliyor.

Ve tam da bu nedenle her yerde her platformda bahsettiğimiz gibi enerjideki asıl çıkış yolu LPG ya da LNG değil; yenilenebilir enerji. Güneş, rüzgar, jeotermal ve biyokütle gibi yerli ve temiz kaynaklar.

Bu sınıflar sadece çevresel sürdürülebilirlik sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda ekonomik bağımsızlık da getiriyor. Yabancı para cinsine değil, coğrafyamıza yatırım yapmamızı sağlıyor.

Ez cümle; LPG ve LNG gibi kaynaklar geçici ihtiyaçlarımızı karşılayabilir, kısa vadede avantaj sağlayabilirler. Ama uzun vadeli çözüm, bizi döviz kıskacından ve “çevresel çöküşten” kurtaracak olan, yenilenebilir enerjiyi millet/devlet politikası haline getirmektir!

Gerçek enerji güvenliği, göremediğimiz gazlarda değil; gökyüzünde, dağlarda, toprağın derinliklerinde, Anadolu’nun bağrında saklı…

Selam ve sevgi ile…

 

Harun Yerlikaya
Çiftçi bir ailenin üçüncü çocuğu olarak, ülkemizin tarihi ve kültürel zenginlikleriyle ünlü şehri Konya’da dünyaya geldi. Selçuk ve Anadolu Üniversitelerinde Kamu Yönetimi ve Siyaset ile İşletme ve Hukuk alanlarında eğitim aldı. 2007 yılında İstanbul’da başlayan iş hayatı, farklı sektörlerde kazandığı tecrübelerle şekillendi ve yönetici pozisyonlarında ilerledi. Beş yıl önce, X Koren Electric ile başladığı yolculuk ise her geçen gün başarı ve özveri ile devam ediyor. Yoğun iş temposunun içinde, fırsat bulduğu vakitlerde ailesi ile birlikte doğada vakit geçirmekten keyif alan, hem bedenen hem de ruhen yenilenmek üzere sahilde ya da ormanda uzun yürüyüşler yapan, seyahat, spor ve müzikle ilgilenen, İstanbul’un bitmeyen tarihi ve kültürel zenginliklerini ihmal etmeyen birisidir. Genel olarak iş hayatı dışındaki uğraşları ki özellikle huzur bulduğu şeyleri yapmanın yaşam kalitesini artırdığına ve iş hayatındaki yaratıcılığını beslediğini inanmaktadır. Profesyonel ve kişisel yaşamında sürekli bir gelişim ve yenilik peşinde olan, kaliteli bir yaşam sürmenin ve sağlıklı bir şekilde yaşlanmanın yolunun bu şekilde olduğuna inanmaktadır.