
Konuştuğumuz her cümlenin aslında atmosferde asılı kaldığını, bir gün bilimin, geçmişin tüm kelimelerini, tüm konuşmalarını geri çağırabileceğini duyduğumda açıkçası ürpermiştim. Zira kulağa hem büyüleyici hem de biraz korkutucu gelmiyor mu? İnsanın kendi sözleriyle tekrar yüzleşmesi, hem de bütün çıplaklığıyla… Bu (olması muhtemel) hayal bir kenarda dursun, çünkü daha yakın vadede bizleri bekleyen başka bir misafir var:
Nesnelerin Haberleşmesi, yani IoT.
Bugün hâlâ çoğu insana biraz uzak görünebilir. “Benim hayatımda ne işim olur ki?” diyenler az değildir. Ama işin mutfağında öyle bir tempo var ki, yavaş gibi görünen bu süreç aslında ciddi bir dönüşümün eşiğinde olduğumuzu gösteriyor. Bilim insanları, mühendisler, yazılımcılar… Her biri bu dev sistemin parçalarını bir araya getiriyor.

Başta elektrik-elektronik mühendisliği olmak üzere farklı alanların entegrasyonu sayesinde, bize vakit kaybettiren pek çok süreç yakında tarihe karışacak gibi görünüyor. Buzdolabınızın size alışveriş listesi hazırladığını, evinizdeki ısı sensörlerinin kombiyi siz eve gelmeden ayarladığını, ya da yaşlı bir yakınızın düşmesini fark eden sensörlerin otomatik olarak yardım çağırdığını düşünün.
Bunların hepsi hayal değil; IoT’nin hayatımıza yavaş yavaş soktuğu yenilikler. Üstelik sadece konfor değil mesele. Sağlık alanında, şehir yönetiminde, hatta üretim hattında hayat kurtaran, maliyet düşüren, zamandan kazandıran çözümler çoktan devrede.
Tabii her güzel şeyin bir gölge tarafı var. Bir cümlenin atmosferde kaybolmadığını düşünmek beni nasıl ürküttüyse, IoT’nin sürekli veri toplaması da benzer bir kaygıyı getiriyor aklıma. Çünkü cihazlar konuşuyor ama aslında bizim hakkımızda da çok şey söylüyor. Alışkanlıklarımızı, rutinlerimizi, zayıf noktalarımızı… Dolayısıyla mesele sadece teknoloji değil; güvenlik, mahremiyet ve etik de işin tam ortasında duruyor.

Ama hayata pesimist bakmayan biri olarak işin umut veren tarafına odaklanmayı seviyorum. Özellikle sağlıkta açılan kapılar heyecan verici. Hastayı anbean izleyen cihazlar, kronik hastalıkların yönetiminde kişiye özel çözümler, acil durumlarda hız kazandıran sistemler… Tüm bunlar insan hayatına doğrudan dokunan gelişmeler. Yani teknolojinin, sadece konfor değil aynı zamanda tedavi edici bir gücü de var.
Şunu net söylemek lazım: Nesnelerin İnterneti hızla geliyor. Hem de öyle masa başında konuşulan bir kavram olarak değil; evimize, işimize, şehrimize, hatta cebimize. Bizim görevimiz ise bu yeni misafiri doğru ağırlamak. Yani güvenliği, mahremiyeti ve insanî değerleri göz ardı etmeden, faydayı ön plana çıkararak bu sistemi hayatımıza almak.
Yoksa gün gelir, o ürkütücü hayal gerçek olur: Atmosferde saklı her cümle geri çağrıldığında, teknoloji bizim neyi nasıl kullandığımızı da ortaya çıkarır. İşte o yüzden, bu yeni çağda en büyük sorumluluk yine insana düşüyor. Ne saklarsak, hangi anlamı yüklersek, hangi değerlerle yoğurursak… Gelecekte karşımıza çıkacak olan da tam olarak o olacak.
Belki de asıl mesele teknoloji değil, bizim ona hangi ruhu üflediğimiz…
Gelecek sayıda görüşmek dileğiyle…




