
Sessizliğin yoğunlaştığı, duyguların durulduğu, zamanın yavaşladığı bir boşluktur karanlık…Her şey etraftadır ancak hiçbir şey seçilmez, açık olduğunu bilip düşündüğün gözler görmez olur.
İşte tam orada o anda küçük bir ışık hayat belirir ve büyümeye başlar, karanlığı kalbinin tam orta yerinden vurur, adı aydınlıktır! Aydınlık, yalnızca karanlığın tek korkulu rüyası değildir. Anlamayı, bulmayı kısacası var olmayı beraberinde getiren tek gerçektir!
Karanlıktan aydınlığa giden yolun rehberi “elektriğin” yaşamımızdaki yerini anlatmak için belki de en uygun başlangıç oldu diye düşünüyorum.
Gelin, bu sarih gerçeği biraz konuşalım…
Çok çok eskiye gitmeye gerek yok, bir zamanlar gecelerimiz, yalnızca ay ışığının ve yıldızların insafındaydı. İnsanın (her alanda olduğu gibi) merakı inadı kendi hizmetine büyük bir buluşu daha hediye etti.

Kısa zamanda büyük ilgi gören elektrik önce gecenin karanlığını deldi, ardından hızla yaşamın her noktasını etkisi altına aldı. Başlangıçta çok solgun başlayan hikaye bugün bütünüyle gezegeni ışık hüzmelerine boğmuş durumda.
Ülkemiz açısından bakacak olursak; geçen bir yüzyıl olmadı henüz, cılız gaz lambalarının titrek ışığını zihninden çıkaramayan bir nesil hala hayatta ve yazımı okuyor şu an.
Neler yaşadıklarını, hangi zorluklar ile nasıl mücadele ettiklerini, dönemi yaşayanların duygu dünyalarına bırakıp devam edelim…
Biz karanlığı hiç kabul etmemiş bir milletiz!
Baktım, Cumhuriyet’imizin ilan edildiği 1923 yılında sadece 45 milyon kilovatsaat elektrik üretebilen bir ülkeymişiz. Belli başlı şehir merkezlerinde, ulaşım sistemlerinde, bazı fabrikalar ve zengin konutlarda kullanılabilen güç bugün belirtilen rakamın yanına milyarlarca kilovatsaat ekledi ve olmadığı nokta yok.

Geçmişi hatırlamak, bugünü kavramak ve yarını inşa etmek için adeta bir pusuladır!
Bugün Türkiye, kurulu gücü 100 bin megavatı aşan, enerji üretiminin yarısından fazlasını yenilenebilir kaynaklarından sağlayan bir enerji ülkesi haline geldi. Rüzgârı, güneşi ve suyu konuşturan bir yapı kurulmuş durumda. Artık sadece tüketen değil, üreten ve ihraç edebilen bir konuma sahibiz.
Bunu sadece kamu otoritesi anlamında söylemiyorum, enerji piyasaları serbestleşti; özel sektörde taşın altına elini koymuş durumda, yerli teknolojiler ile büyük projeler yeşermeye başladı hatta meyveye döndü.
Ancak bence asıl büyük dönüşüm ufukta. Birçok yazılı ve görsel mecrada konuşup bahsettim, yarının enerjisi yalnızca güçlü ve sürdürülebilir değil, aynı zamanda temiz olmak zorunda.
İklim krizi büyüyor hatta kapımızda. Fosil yakıtlar ile vedalaşmak zorundayız. Dünyanın (net sıfır emisyon) hedefi, enerji politikalarının yönünü yeşile çeviriyor.

Mesele artık sadece elektrik üretmek değil; bunu sürdürülebilir, verimli, temiz ve adil biçimde yapmak.Gelecek ise; akıllı şebekelerde, enerji depolama çözümlerinde, elektrikli araçlarda ve dijitalleşmiş dağıtım sistemlerinde şekilleniyor. Ve o geleceğin de eşiğindeyiz.
Canımız ülkemizden devam edelim: Ay ışığı ile aydınlanan gecelerde şimdi rüzgar türbinleri dönüyor, güneş tarlaları her bölgede çiçek açıp Anadolu’nun bağrından enerji devşiriyor.
Bu dahiyane buluş için Benjamin Franklin’e teşekkür borçlu olduğumuzu söylemek sanırım yanlış olmaz. Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir televizyon programında bu düşüncemi şöyle ifade ettim: “Bugün hepimizin Franklin’e bir teşekkür borcu var.”
Elbette bu büyük dönüşümü yalnızca bir kişiye atfetmek eksik olur. Elektrik üzerine çalışan, araştırmalar yapan ve kullanılabilirliğine, ilerlemesine katkı sunan tüm bilim insanlarının emeği, bugünkü yaşam kalitemizin de temelini oluşturuyor.
Zira bugün sanayiden ulaşıma, aydınlatmadan sağlığa kadar her yerde elektrik. Modern ekonomilerin çarklarını döndüren bu güç yaşamın sürdürülebilirliği için vazgeçilmez artık.
Okuduğum güncel bir makaleye göre, bugün itibarıyla insanın ve eşyanın bulunduğu alanların %90’ından fazlasına elektrik ulaşmış durumda. Bazı bölgelerde bu oran aritmik seyretse de, altyapı ve üstyapı yatırımlarıyla bu eşitsizlikte hızla kapanıyor.
Bahsettiğim üzere eskiden yaşam, doğanın ritmine göre şekillenirdi. Güneşin doğuşuyla başlayan gün, batışıyla sona ererdi. Şimdi ise 7/24 kesintisiz bir yaşam döngüsünün içindeyiz.
Zaman ve mekânın anlamı değişti, dönüştü. Başka gezegenlere olan yolculuklardan akıllı şehir projelerine, akıllı cihazlardan dijital sağlık sistemlerine kadar uzanan geniş evrende, elektriğin sunduğu olanaklarla hayat, her gün yenileniyor, yeniden inşa ediliyor. Fiziksel her olgu elektriğin elle tutulamayan gücüyle mümkün hale geliyor.
Sonuç olarak elektrik, dün olduğu gibi bugün de, hatta yarın da yaşam yolculuğunun vazgeçilmez kası, kemiği, yapı taşı olmaya devam edecek. Tabi ki gelişen teknolojilerle daha verimli, daha erişilebilir ve daha çevreci bir yapıya kavuşarak dönüşmeyi de sürdürecek.
Gelecek sayıda görüşmek dileğiyle…




