İstanbul Fuar ve Kongre Merkezi, 1-4 Ekim tarihlerinde 8’incisi düzenlenen Atech-2025 Akıllı Bina Teknolojileri ve Elektrik Sistemleri Fuarı’na ev sahipliği yaptı. Katılımcısı olduğumuz bu organizasyon, sektörün kamu başta olmak üzere tüm bileşenlerini bir araya getirdi. Dört gün süren fuarı dikkatle takip edince, bu yazıyı yazmam gerektiğini düşündüm…

Bugüne kadar katıldığım yazılı ve görsel medya mecralarında hep anlattım, anlatmaya da devam ediyorum. Öyle ya da böyle biz sektör bileşenleri olarak bir araya gelmeli, sektörümüzün mevcut durumunu gözden geçirmeli ve alınması gereken inovatif tedbirleri hayata geçirmeliyiz.

Hatta en sonki yayında dedim ki; ABD’nin, Almanya’nın ve Çin’in yapmış olduğu, global ölçekte müşteri çeken ve sektörel bileşenleri bir araya getirmeyi başaran fuarları biz neden yapamıyoruz? Dünyanın en harika şehirlerinden biri olan İstanbul bizim; yine dünyanın en büyük transfer merkezlerinden biri olan bir havalimanı bizde mevcutken, bu iki harikayı bu tür organizasyonlar için neden yeterince değerlendiremiyoruz!

Peki çözüm? Biraz uzatabilirim ama gelin yine tarihe bir kulak verelim… Anadolu, insanlık tarihinin beşiği; nice medeniyetin yoğrulduğu, taşında toprağında hikmet birikmiş bir coğrafya. Ve bu hikmetli toprakların bize öğrettiği veciz bir söz var: “Bir olmazsan, bir bir gidersin.”

Bu söz, örgütlenmenin felsefesini en sade biçimde anlatan vecizedir. Örgütlenme kelimesi kulağa bürokratik, hatta biraz soğuk gelebilir; ama özünde insanın doğasına en yakın eylemdir: bir araya gelmek, dayanışmak, ortak bir amacı paylaşmak.

Bir zamanlar birkaç idealist mühendisin ve girişimcinin omzunda başlayan küçük ölçekli bölgesel örgütlenmeler, bugün ulusal baz da kısmi kıymetlense de hem ulusalda hem de uluslararası alanda hâlâ arzu edilen ivmeyi yakalayabilmiş değil. Oysa Türkiye’de bugün elektrik-elektronik sektörünün yıllık ihracat hacmi 20 milyar doları yakalamak üzere…

Tüketici elektroniği alt sektörü tek başına 15 milyar dolar büyüklüğe ulaşmış durumda. Fuarın açılış konuşmasını yapan Ticaret Bakan Yardımcısı Sayın Ö. Volkan AĞAR’ın bize söylediğine göre de sektörümüz en hızlı büyüyen sektörler arasında 3. sırada.

Üretimimiz büyüyor evet, teknoloji hızlandı evet, küreselleşme sınırları kaldırdı evet. Peki biz sektör bileşenleri olarak tam da bu noktada “örgütlenme kültürü” artık bir tercih değil, bir zorunluluk demeyecek miyiz! En hızlı büyüyenler arasında olan bu sektör daha fazla kamu desteği almayı hak etmiyor mu!

Biraz baktım… 1950’lerde kurulan ilk mühendis odalarından, 1980’lerde gelişen sanayi birliklerine, 2000’lerde kurulan ulusal ve uluslararası derneklere kadar bir örgütsel olgunlaşma süreci yaşanmış. Bugün TET (Elektrik Elektronik İhracatçıları Birliği), TESİD, EMSAD, ELDER, EÜD ve JENDER gibi çok değerli yapılar var. Ama yeterli mi? Değil. Gelelim özelinde bizim alanımız olan Alçak Gerilim Şalt Sektörüne… Elektrik sistemlerinin kalbinde, çoğu zaman sahnede olmayan ama sahneyi ayakta tutan bir yapı vardır: alçak gerilim şalt sektörü.

Koruma, kontrol, ölçme ve anahtarlama ekipmanları olmadan hiçbir enerji sistemi, hiçbir fabrika, hiçbir akıllı bina çalışamaz. Bugün Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren yaklaşık 250’ye yakın üretici ve tedarikçi bulunuyor. Bunları tek tek incelediğinizde ise yerli ve milli üretici kimliğine haiz şirket sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor!

Sektörün yıllık pazar büyüklüğü yaklaşık 2,5 – 3 milyar dolar seviyesinde. Bunun yaklaşık dörtte biri doğrudan veya dolaylı ihracata konu oluyor. Destinasyon anlamında; özellikle İstanbul, Kocaeli, Bursa, Ankara ve Konya bu alanın merkez üsleri haline gelmiş durumda.

Ancak bu kadar stratejik olan sektörün örgütlenme yapısına baktığımızda durum hiç iç açıcı değil:EMSAD ve TET çatısı altında yer alan birkaç alt komite dışında, doğrudan “alçak gerilim şalt” odaklı bir dernek veya federasyon bulunmuyor.  Oysa baktım, mesela Almanya’da ZVEI (Zentralverband Elektrotechnik- und Elektronikindustrie) sadece bu alan için özel çalışma grupları ve teknik konseyler kurmuş durumda.

ZVEI’nin şalt, otomasyon ve enerji verimliliği alanındaki alt komitelerinde yüzlerce firma ve binlerce mühendis aktif olarak politika ve standart geliştiriyor. Türkiye’de ise sektör temsilcileri çoğu zaman ürün bazlı veya firma bazlı olarak varlık gösteriyor; ortak standart oluşturma, test-sertifikasyon altyapısı paylaşımı ya da Ar-Ge kümelenmesi, üzgünüm ama yok. Alçak gerilim şalt sektörü teknolojik olarak olgunlaşsa da, örgütsel olarak çok zayıf. Bu da hem uluslararası rekabet gücünü hem de markalaşma kabiliyetini sınırlandırıyor.

Geldiğimiz noktada örgütlenmenin önemini hatırlatırken şu hususlara dikkat çekmek istiyorum.  Sektörümüz, sadece üreten, tedarik eden, hizmet eden değil; aynı zamanda politika üreten, standart belirleyen, eğitim ve Ar-Ge süreçlerine yön veren güçlü bir yapıya dönüşmeli.

Sektörel örgütlenme, “bir araya gelmek”ten öte, “birlikte akıl üretmek” anlamına gelmeli. Elbette her dönemin kendi sancısı vardır. Bugün örgütlenmenin önündeki en büyük tehdit, egoizmin yani bireyselleşmenin cazibesi.

Dijital çağ, insanı yalnızlaştırırken “ben” kültürünü de besliyor. Ben bir mühendis değilim ama sektörel tecrübe ile şunu ifade edebilirim: Elektrik de, örgütlenme de aynı kanuna bağlıdır: Devre tamamlanmadan akım olmaz! Bu yüzden, bana göre sektörün geleceği yalnızca teknolojik transferlerde, yeniliklerde değil; dayanışmayı ve örgütlenmeyi yeniden tanımlayabilmesinde yatıyor.

Genç mühendislerin, teknisyenlerin, girişimcilerin bu kültürü sahiplenmesi gerekiyor. Çünkü örgütlenme sadece bir araç değil, bir medeniyet mirasıdır. Bakın, bu coğrafyada birlikte üretmenin, birlikte direnmenin bin yıllık hikâyesi var. Bu toprakların insanı bilir ki, bir ışık yanacaksa o ışığı birlikte yakmak gerekir. Hasılı kelam kıymetli okurlarım, meşaleyi söndürmeden, birlikte daha aydınlık bir geleceğe yürümekle mükellefiz.

Gelecek sayıda görüşmek üzere sevgi ve muhabbetle kalın…

Harun Yerlikaya
Çiftçi bir ailenin üçüncü çocuğu olarak, ülkemizin tarihi ve kültürel zenginlikleriyle ünlü şehri Konya’da dünyaya geldi. Selçuk ve Anadolu Üniversitelerinde Kamu Yönetimi ve Siyaset ile İşletme ve Hukuk alanlarında eğitim aldı. 2007 yılında İstanbul’da başlayan iş hayatı, farklı sektörlerde kazandığı tecrübelerle şekillendi ve yönetici pozisyonlarında ilerledi. Beş yıl önce, X Koren Electric ile başladığı yolculuk ise her geçen gün başarı ve özveri ile devam ediyor. Yoğun iş temposunun içinde, fırsat bulduğu vakitlerde ailesi ile birlikte doğada vakit geçirmekten keyif alan, hem bedenen hem de ruhen yenilenmek üzere sahilde ya da ormanda uzun yürüyüşler yapan, seyahat, spor ve müzikle ilgilenen, İstanbul’un bitmeyen tarihi ve kültürel zenginliklerini ihmal etmeyen birisidir. Genel olarak iş hayatı dışındaki uğraşları ki özellikle huzur bulduğu şeyleri yapmanın yaşam kalitesini artırdığına ve iş hayatındaki yaratıcılığını beslediğini inanmaktadır. Profesyonel ve kişisel yaşamında sürekli bir gelişim ve yenilik peşinde olan, kaliteli bir yaşam sürmenin ve sağlıklı bir şekilde yaşlanmanın yolunun bu şekilde olduğuna inanmaktadır.