Bazı gözler bazı noktaları farklı görür. Kimisi sadece bakar, kimisi ise resmin arkasına gizlenen mesajı okur. Günümüz dünyasında bir milletin/ülkenin kendine yetmesi kadar kıymetli bir duruş yoktur.

Biraz geriye gidelim. 1920’lerin o ağır atmosferini bugün tahayyül etmek dahi çok zor! O günlerde Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır” sözü bugünleri görünce yalnızca askeri bir strateji değil, bir milletin varoluş refleksinin tarifiymiş aslında. O refleks bugün birden fazla cephede karşımıza çıkıyor: teknolojide, üretimde, ihracatta…

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Sanayi Odası’nın düzenlediği ve bu yıl yedincisi gerçekleştirilen SAHA EXPO paneline katıldım. Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün’ün sunumu ve sektörün amiral gemileri olan Aselsan ile Roketsan yöneticilerinin paylaşımları/söyleşileri savunma sanayiimizin geldiği noktayı rakamlarla ortaya koydu.

Ülkemizin savunma ve havacılık sanayi ihracatının 2023 yılında 5,5 milyar dolar, 2024’te 6,5 milyar dolar olarak gerçekleşmiş olup, 2025  yılı hedefinin ise 7 milyar doların üzerine çıkacağından bahsedildi.

Daha önemlisi; 2000’li yılların başında %20’ler seviyesinde olan yerlilik oranı bugün %80’lere dayanmış durumda ve bu muazzam bir zafer.

Bu rakamlar ile gelinen nokta bize ne anlatıyor derseniz?

Bu rakamların anlamı; artık satın alan ve bekleyen değil, üreten ve ihraç eden bir ülke demek!Notlarımdan devam edeyim… Savunma  sanayii projelerinin toplam hacmi 100 milyar doları aşmış durumda. 90’dan fazla ülkeye ihracat yapan bir büyüklük. Sadece ürün değil; teknoloji, yazılım, mühendislik ve kabiliyet ihraç ediyoruz.

Yazıma da bu başlığı özenle seçtim! Savunma refleksi demek bana göre tam da şudur: İhtiyaç duyduğunda dışarıya bakan değil, kendi kapasitesi ile inşa eden irade.

Panelde; “Elbette dünyanın en büyük yirmi ekonomisi içinde yer almak çok kıymetli. Ancak asıl dikkat çekici olan, savunma (sanayii) alanı dünya sıralamasında ilk 10’u zorlayan bir ivmeye ulaşmış olmamız“ denilince salonda ilk alkışı sanırım ben başlattım. Küresel savunma devlerinin listelendiği endekslerde Türk firmalarının sayısı her geçen yıl artıyor diye de notladım. Bu panelden anladım ki bu rakamlar bir tesadüf değil.

Artık insansız hava araçlarından akıllı mühimmatlara, radar sistemlerinden elektronik harp kabiliyetlerine kadar geniş bir yelpazede oyun kurucu fotoğrafı görünür hale gelmiş!

Burada bir diğer önemli detayda şu ki, savunma sanayii yalnızca askeri bir güç değildir; aynı zamanda yüksek katma değerli üretim, nitelikli istihdam ve yüksek teknoloji transferidir. Her 1 dolarlık ihracatın genel ekonomiye çarpan etkisi 4-5 dolar olarak yansımaktadır.

Tabi sevgili dostlar yazımda ağyara dokunmasam olmaz malumunuz, mesele yalnızca silah sistemleri olmamalı! Savunma sanayiinde gösterdiğimiz refleksi tarımda, sanayide, kısacası endüstride yüksek teknoloji sınıfında göstermek zaruridir/elzemdir. Cümlemi duygusal ya da görsel bir çerçevede kurmuyorum; teknokrat geleceğin bizi yutmaması için bir zorunluluktan bahsediyorum.

Zamanın verdiği mesaj nettir: Tarih mi yazacağız, tarihe mi karışacağız?

Geriye dönüp baktığımızda bu milletin zor zamanlarda hep tarih yazdığını görürüz. Yine yazarız. Ama bu kez sadece cephede değil; tarımda, endüstride, kısacası üretim bandında ve “yazılım” satırlarında yapmak zorundayız. Çünkü müdafaa artık yalnızca coğrafya değil; teknoloji seviyesidir.

Panelde aldığım notlarımın sonuna şu cümleyi yazmışım ki aynen buraya aktarıyorum:

Ülkemiz savunma refleksi anlamında artık edilgen bir dinleyici değil, belirleyici bir aktördür.

Bazı gözler hâlâ farklı görebilir.

Ama artık tablo nettir…

 

Vesselam…

 

Harun Yerlikaya
Çiftçi bir ailenin üçüncü çocuğu olarak, ülkemizin tarihi ve kültürel zenginlikleriyle ünlü şehri Konya’da dünyaya geldi. Selçuk ve Anadolu Üniversitelerinde Kamu Yönetimi ve Siyaset ile İşletme ve Hukuk alanlarında eğitim aldı. 2007 yılında İstanbul’da başlayan iş hayatı, farklı sektörlerde kazandığı tecrübelerle şekillendi ve yönetici pozisyonlarında ilerledi. Beş yıl önce, X Koren Electric ile başladığı yolculuk ise her geçen gün başarı ve özveri ile devam ediyor. Yoğun iş temposunun içinde, fırsat bulduğu vakitlerde ailesi ile birlikte doğada vakit geçirmekten keyif alan, hem bedenen hem de ruhen yenilenmek üzere sahilde ya da ormanda uzun yürüyüşler yapan, seyahat, spor ve müzikle ilgilenen, İstanbul’un bitmeyen tarihi ve kültürel zenginliklerini ihmal etmeyen birisidir. Genel olarak iş hayatı dışındaki uğraşları ki özellikle huzur bulduğu şeyleri yapmanın yaşam kalitesini artırdığına ve iş hayatındaki yaratıcılığını beslediğini inanmaktadır. Profesyonel ve kişisel yaşamında sürekli bir gelişim ve yenilik peşinde olan, kaliteli bir yaşam sürmenin ve sağlıklı bir şekilde yaşlanmanın yolunun bu şekilde olduğuna inanmaktadır.