teknoloji melek midir seytan mi

Teknolojik serüvenimizi başlatan dinamo!

Canlılar arasında varlığını sürdürebilmek için doğayı şekillendirmek zorunda olan tek varlık insandır.. Ya da en azından, evrendeki canlı formlarına ait bugünkü bilgilerimizle böyle olduğunu kabul ediyoruz diyelim.. 

İnsanın hayatta kalabilme, ihtiyaçlarını karşılayabilme ve korunması için elindeki yegane yeteneği olan şey’leri şekillendirebilme özelliği, diğer canlılarla kıyaslandığında oldukça aciz sayılabilecek bir konumdayken; bu en değerli ve kendine has tek yeteneği ile Dünya’yı kontrol edebilen bir varlık olmayı başarıyor, ilginç değil mi?..

Doğada insan yavrusu kadar savunmasız ve uzun süre bakıma ihtiyaç duyan bir başka canlı daha yoktur oysa..

Yaşama dair tüm faaliyetlerinde, bu dönüştürücü yeteneğini kullanan insan, tarih boyunca sanat, bilim ve teknolojide kollektif bir gelişim süreci sergiledi.

Ben teknolojik deterministlerin aksine, zaman zaman istisnalara şahit olsak da, genel kaide olarak insanı ve toplumu şekillendirenin ihtiyaçlar olduğunu düşünüyorum.

Burada teknoloji kelimesiyle kastettiğimiz kavramı doğru anlamak için kısa bir tanım yapmakta fayda var. Antik Yunan’da beceri ve sanat anlamına gelen teknik ile; insanın doğayla mücadelesindeki pratik ve işlevsel eylemleri ifade edilirken, teknoloji terimiyle ise; bu eylemlerin araç, süreç gibi tüm katmanlarıyla organize olmuş ve üretime dönmüş biçimi kast edilir.

19.yy’ın ikinci yarısına kadar ayrı kavramlar olarak ele alınan İletişim Teknolojileri ve Bilgi Teknolojileri kavramları ise bugün BİT (Bilgi-İletişim Teknolojileri) adıyla, iki ana sahanın telekomünikasyon ağları ile entegre çalışan bilgisayarların birlikteliğini ifade ediyor.

Son iki yüzyılda bu ilerleme öylesine hızlı gelişti ki; Endüstri  4.0 kavramından önceki ilk 3’ünün ne olduğunu hatırlayan pek az insan kaldı herhalde. Bu gelişim evrelerini basitçe gruplamak istersek şöyle bir tablo işimizi görecektir.

endüstri tarihi gelişim süreci evreleri
Endüstri Tarihi Gelişim Süreci Evreleri

OTONOM SİSTEMLER

18.yy’da “İnsanoğlu makinelere hükmedecek” hayalinden, 20.yy’da, yapay zeka kullanan otonom sistemlerin kendi kararlarını alabilecek seviyeye gelmesi.. Gerçekten baş döndürücü..

Otonom sistemler denince şimdilik aklımıza sadece sürücüsüz otomobiller geliyor olabilir. Zira günlük pratiklerimize yansımayan teknolojik gelişmelerin, doğal olarak bir parça uzağındayız. Ama çok daha fazlası var..

Materyalist felsefede tarihin yönünü belirleyenin erk olduğunu zihinde tutarak, etik dokunuşlar (yüksek estetik kaygılara sahip ahlaklı bireyler toplumları ya da ilahi müdahale.. bu dokunuşların altını zihin yapınıza göre doldurabilirsiniz) olmadığı sürece, bu belirleyicinin geleceği akıtacağı seyre pek güvendiğim söylenemez.

Evet, kulağa hoş geliyor; otonom sistemleri ile sürücüsüz otomobillerde güvenli seyahat, birbiriyle haberleşen tanı aletleri sayesinde teşhiste hata payını minumuma indiren doktorsuz hastaneler ya da çocuğun özgün öğrenme biçimine göre kişiye özel eğitim metodu uygulayan öğretmensiz okullar..

Belki de sabah dişlerimizi fırçalarken, tükürük yapımızdan bir hastalığımızı teşhis eden diş fırçalarımız olur..

ŞİMDİ BİRAZ GERÇEKLER..

Saydığım bu birkaç örnek kısa vadede pratiğe dönüşemeyebilir. Teknolojileri hazır olsa da, yaşamımızda direkt olarak rol almaları için 10-15 yıla ihtiyaç var gibi.. Tabi savunma sanayi ve teknolojik silahları kategori dışında bırakırsak. Otonom sistemlerin bu kategorideki ilerleyişine göre takvim sorsanız, yıl 2035! derim..

Bir örnekle açıklamaya çalışayım;

Askeri alanda 3.devrim kabul edilen otonom silahların (ilk ikisi barut ve nükleer silahın icadıydı) geldiği nokta bugün öyle bir seviyede ki; kimi öldüreceğine kendi karar verecek olan katil robotlar üzerinde yapılan çalışmalara ilişkin olarak, uluslararası bir grup bilim insanı 2013’te KAIST’i (Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü) boykot kararı almıştı.

Boykot kararı 2018’de KAIST Başkanı Profesör Sung-Çul Şin’in; yapay zekanın, silah üretiminde sorumlu (!) biçimde kullanılacağına dair taahhüdü ile geri çekilse de 5 yıl süren boykot boyunca onlarca bilim insanı aynı şeyi söylüyordu:

“Otonom sistemli silahlanma yarışı dünyanın sonu olabilir!”

Bu bilim insanlardan biri de Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Bilgisayar Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Stuart Russell. Bakalım Russell ne diyor;

“Yüz tanıma teknolojisinin de yardımıyla yapay zeka silahlar, bir cinsiyeti yada bir etnik grubu yok edebileceği gibi aynı zamanda sosyal medya hesaplarını tarayarak bir politik görüşe sahip insanları da yok edebilir”

Sanırım şimdi yapay zeka ve otonom sistemleri, silah sanayi alanında değerlendirirken, neden yıl 2035 dediğimi izah edebildim.

Sağlık ve eğitim alanındaki ihtiyaçlarımız için yeni nesil teknolojileri biraz daha bekleyeceğiz ama maşallah, silah teknolojilerinde 3.nesil devrimin eşiğini geçmemize ramak var.

İnsan bazen sormadan edemiyor; Teknoloji melek midir, şeytan mı?.. Ben “teknoloji” yazdım, siz “insan” okuyun..

Geleceğin iyi’lerin ellerinde şekilleneceği günlere..