Küresel enerji dönüşümü artık bir niyet belgesi olmaktan çıktı. Her geçen yıl daha büyük sermaye, daha kısa onay süreleri ve daha yüksek beklentilerle döngüsünü hızlandırıyor. IRENA ve CPI’nin 2025 yılı sonunda yayımladığı rapora göre yenilenebilir enerjiye yönelik küresel yatırım 2024’te 807 milyar dolara ulaşmış, enerji dönüşümüne yapılan toplam yatırım ise 2,4 trilyon dolarlık yeni bir rekor kırmıştır.

2025 yılında bu ivme daha da belirginleşmiş; IRENA, 700 GW’a yaklaşan tek yıllık kapasite artışıyla bir kez daha önceki yılın üzerine çıkıldığını teyit etmiştir. Asıl soru bu hıza yetişemeyen risk değerlendirme süreçlerinin ne tür hasarlar bırakabileceğidir. Tam da bu noktada due diligence kavramı belirleyici hale gelmektedir.Due diligence, bir yatırım kararından önce gerçekleştirilen teknik, finansal, hukuki ve çevresel değerlendirmelerin bütününü ifade eder. Greater South East Energy Hub’ın büyük ölçekli yenilenebilir enerji projeleri için hazırladığı rehbere göre bu yaklaşımın proje geliştirme sürecine ne kadar erken entegre edildiği, kritik risklerin ne zaman fark edileceğini doğrudan belirler.

Yenilenebilir enerji söz konusu olduğunda süreç, geleneksel kurumsal satın alma değerlendirmelerinden ayrışır. Bir rüzgar çiftliğini ya da güneş santralini incelerken yalnızca bilançoya bakılmaz; ortaklık durumları, kurulacağı bölge/ülke, devlet politikaları, satın alma taahhütleri, arazi koşulları, kaynak potansiyeli, şebeke bağlantısı ve onlarca yıllık işletme süresinde birikecek sapmalar da masaya yatırılmak zorundadır.

Teknik Değerlendirme

Wilson ve çalışma arkadaşlarının yayımladığı çalışmada, bir yenilenebilir enerji yatırımını değerlendirirken yalnızca cihaz merkezli kanıt tabanının yeterli olmadığı, teknolojinin içinde yer aldığı geniş sistem bağlamıyla birlikte ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu yaklaşım, projeyi üretim cihazından iletim bağlantısına, bakım sisteminden işletme organizasyonuna uzanan bütünsel bir model olarak kurgulamayı zorunlu kılar.

Söz konusu çalışmada Teknoloji Hazırlık Seviyeleri (TRL) ve Bayes istatistiği aracılığıyla her sistem elemanına özgü belirsizlik nicelleştirilmekte, bu belirsizliklerin enerji birim maliyeti (LEC) üzerindeki etkisi hesaplanabilmektedir. Böylece teknik riskler, mühendislik dilinden finansal model diline aktarılabilmektedir.Teknik değerlendirme üç kritik eksende döner. Birincisi, kaynak analizidir: güneş projelerinde GHI ölçümleri ile P50/P90 üretim tahminleri, rüzgar projelerinde rüzgar hızı dağılımı ve türbülans modelleri bağımsız olarak doğrulanmalıdır. İkincisi bileşen güvenilirliğidir; evirici, takip sistemi ve türbin dişlisi gibi kritik ekipmanın tarihsel performansı, gözlemlenen bozunma trendleriyle karşılaştırılmalıdır.

Üçüncüsü ise en sık atlanan boyut olan şebeke bağlantısıdır. IEA’nın Şubat 2026’da yayımladığı Electricity 2026 raporuna göre dünya genelinde şebeke bağlantısı onayı bekleyen yenilenebilir enerji, depolama ve büyük tüketici projelerinin toplam kapasitesi 2.500 GW’ı aşmış durumdadır. Kısıtlama oranları da ağırlaşmaktadır: 2025 yılında

Birleşik Krallık’ta rüzgar üretiminin yüzde 12’si şebekeye verilememiş, Kuzey İrlanda’da bu oran yüzde 24’e ulaşmış; Şili’de ise yeni eklenen güneş kapasitesinin üretim artışının tamamına yakını kısıtlamalara takılmıştır. Bu tablo, şebeke incelemesinin diğer teknik çalışmalar başlamadan önce ele alınması gereken bir öncelik haline getirmektedir.

Finansal, Hukuki Ve Sosyal Boyutlar

Finansal due diligence, teknik değerlendirmenin ayrılmaz tamamlayıcısıdır. Proje finansmanı tipik olarak yüzde 70-80 oranında borç üzerine kurulu olduğundan, nakit akışlarının güvence altına alınması kritik önem taşır.

Uzun vadeli Elektrik Satış Anlaşmaları (PPA) bu güvencenin temel aracıdır; 2025’in ilk yarısında küresel ölçekte imzalanan kurumsal PPA hacminin 11,5 GW’ı aştığı, bunun büyük bölümünün güneş ve rüzgar projelerine dayandığı görülmektedir.

Hukuki değerlendirme kapsamında arazi mülkiyeti, kısıtlayıcı sözleşmeler ve çevresel izin statüsü tek tek incelenir; projenin 25-30 yıllık ömrü düşünüldüğünde, bu belgelerin erken aşamada test edilmesi, ilerleyen dönemde çıkabilecek çıkmaz senaryolarının önüne geçer.

Uzun vadeli Elektrik Satış Anlaşmaları (PPA) nakit akışlarını sabitler, finansman maliyetini aşağı çeker. Hukuki tarafta ise arazi mülkiyeti, kısıtlayıcı sözleşmeler ve çevresel izin statüsü tek tek incelenir. Projenin 25-30 yıllık ömrü düşünüldüğünde, bu belgelerin erken aşamada test edilmesi, ilerleyen dönemde çıkabilecek çıkmaz senaryolarının önüne geçer. Gözden kaçırılan bir boyut daha vardır: sosyal meşruiyet.

Bright & Buhmann’ın Sustainability Dergisi’nde yayımladığı çalışmada risk tabanlı due diligence’ın iklim değişikliğiyle ilişkisinin önleme, azaltma ve tazmin olmak üzere birbirine bağlı üç boyutu kapsadığı ileri sürülmektedir. Rüzgar çiftliklerinin yerli halkların geleneksel kullanım arazileri üzerine konumlandırılması ya da güneş bileşenleri için gereken geçiş minerallerinin çıkarım süreçlerindeki işçi hakları sorunları, yeşil dönüşümün kendi içinde doğurduğu “adil geçiş” paradoksunu gözler önüne sermektedir.

Proje finansmanına erişmek giderek bu sosyal boyutun belgelenmesini de gerektirdiğinden, paydaş katılımı artık due diligence sürecinin ayrılamaz bir parçası haline gelmiştir.

Türkiye’de Tablo

Türkiye bu tartışmanın tam ortasında yer alıyor. TEİAŞ’ın Mayıs 2026 başında yayımladığı verilere göre Nisan sonu itibarıyla toplam kurulu güç 125.297 MW’a ulaşmış; bunun yüzde 62,3’ü yenilenebilir kaynaklardan oluşmaktadır. Güneş ve rüzgar kurulu gücü birlikte 41.791 MW’ı geçmiş durumdadır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın açıklamalarına göre, 2035’e kadar yeşil iletim altyapısına yaklaşık 30 milyar dolar yatırım gerçekleştirileceğini ve rüzgar-güneş kurulu gücünün 120 GW hedefine taşınacağını belirtilmektedir.

Bu tablonun altında yapısal bir tempo açığı yatmaktadır. 120 GW hedefine ulaşmak için geriye kalan yaklaşık 78.200 MW’ın 9,67 yıla yayılması, yılda ortalama 8.091 MW kurulum anlamına gelmektedir. Oysa 2026’nın ilk dört ayındaki aylık ortalama artış 474,8 MW, yani yıllık yaklaşık 5.700 MW düzeyinde seyretmektedir; bu, gerekli temponun yüzde 70’ine karşılık gelmektedir.

Invest’in Türkiye verilerine göre yaklaşık 33 GW rüzgar ve güneş projesi, batarya depolama entegrasyonuyla birlikte ön lisans aşamasında beklemektedir.

IRENA’nın 1,5°C Senaryosu’nda belirtildiği üzere, yüksek algılanan yatırım riski sermaye maliyetini artırarak ülkeleri dezavantajlı bir döngüye sürüklemektedir; Türkiye’nin bu döngüyü kırması için şeffaf ve sistematik due diligence pratikleri, yabancı sermaye çekme kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir.

Yenilenebilir enerji projelerinde due diligence, bir işlem listesinden çok daha fazlasıdır. Wilson ve arkadaşlarının ifadesiyle bu sürecin amacı, belirli bir yatırımda mevcut riski nicelleştirmek; bunun için sistemin kavramdan imhaya uzanan tüm yaşam döngüsünü bütünsel bir bakışla değerlendirmektir. Kapasite rakamları her yıl yeni rekorlar kırarken, sahada ortaya çıkan sorunların büyük çoğunluğu için yanıt aynı yerde yatmaktadır: yeterince erken ve yeterince derinlemesine yapılmayan bir due diligence.

Referanslar

– IRENA; CPI (2025). Global Landscape of Energy Transition Finance 2025. International Renewable Energy Agency; Climate Policy Initiative. https://www.irena.org

– IRENA (2025). Renewable Capacity Statistics 2025. International Renewable Energy Agency. https://www.irena.org

– Akin Gump (2026). Trends in the US Corporate PPA Market. https://www.akingump.com

– Wilson, D.M.; Rowley, P.N.; Watson, S.J. (2011). Utilizing a Risk-Based Systems Approach in the Due Diligence Process for Renewable Energy Generation. IEEE Systems Journal, 5(2), 223-232.

– IEA (2026). Electricity 2026. IEA, Şubat 2026. https://www.iea.org/reports/electricity-2026/grids

– Bright, C.; Buhmann, K. (2021). Risk-Based Due Diligence, Climate Change, Human Rights and the Just Transition. Sustainability, 13, 10454.

–  TEİAŞ (2026). Kurulu Güç İstatistikleri, Nisan 2026 Sonu. https://ytbsbilgi.teias.gov.tr

–  Invest in Türkiye (2026). Energy Sector Overview. https://www.invest.gov.tr/en/sectors/pages/energy.aspx

–  IRENA (2024). World Energy Transitions Outlook 2024: 1.5°C Pathway. International Renewable Energy Agency. https://www.irena.org

Dr. Seda Kül
Dr. Seda KÜL: 1989 Konya/Seydişehir doğumludur. 2011 yılında, Selçuk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak görev yapmaya başlamıştır. Daha sonra Selçuk Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak göreve başlayıp, 2015 yılında yüksek lisansını aynı üniversitede tamamlamıştır. 2015-2018 yılları arasında Gazi Üniversite Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünde araştırma görevlisi olarak görev yapmıştır. 2018 yılından itibaren Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliğin bölümünde araştırma görevlisi olarak görevine devam etmektedir. Doktora eğitimini 2022 yılında Gazi Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Yüksek lisans ve doktora tez çalışmaları kapsamında elektrik motorları ve güç transformatörleri ve bunların modellenmesi ile ilgili çalışmalar yapmış ve bu konularda ulusal ve uluslararası makaleler yayınlamıştır. Doktora çalışmaları kapsamında 2019 yılında 9 ay İngiltere/Galler’de Cardiff Üniversitesi’nde araştırmacı olarak bulunmuştur. 2021 yılından itibaren, ZeroBuild’te yönetim sekretaryası içinde olup, ZeroBuild Summit’te “Elektrik Elektronik Mühendisleri Ağı Lideri” olarak faaliyetlerini yürütmektedir. 2021 yılında haftalık olarak serbest yazmaya başlamıştır. 2018 yılından itibaren IEEE üyesidir. Buna ek olarak 2019 yılından itibaren de IEEE Industry Applications Society üyesidir.