Sektörüm Dergisi olarak, ekonomist ve dergimizin değerli köşe yazarlarından Hikmet Baydar ile şirketler için halka arz süreçlerini tüm detaylarıyla ele aldığımız özel bir röportaj gerçekleştirdik. Elektrik aydınlatma sektöründe halka arz olan ve olmayı planlayan şirketlerimizin merak ettiği birçok soruyu en doğru ağızdan yanıtlarını bulduk.
Değerli yazılarıyla üreticilerimize ve endüstriyel sektörlerdeki firmalarımıza yön gösteren, hedeflerini doğru yere konumlandırmalarını sağlayan Hikmet Baydar, bu kapsamlı görüşmede halka arzın öneminden, karar verme aşamasında dikkat edilmesi gereken kritik faktörlere, finansal ve kurumsal hazırlıklardan, yatırımcıların nelere dikkat etmesi gerektiğine kadar pek çok konuyu masaya yatırdı.
Türkiye’deki halka arz süreçlerinde karşılaşılan zorluklar, bu sürecin nasıl daha verimli hale getirilebileceği, halka arzın şirket yönetim yapısı ve kurumsal kimliğine etkileri ile gelecekteki halka arz trendleri de röportajımızın önemli başlıkları arasında yer aldı. Küçük ve orta ölçekli işletmeler için halka arzın cazip bir seçenek olup olmadığına dair önemli ipuçları da bulacaksınız.
İşte Sektörüm Dergisi’ne özel, Ekonomist Hikmet Baydar ile gerçekleştirdiğimiz o önemli röportaj, keyifli okumalar.Dilerseniz, sayfadaki YouTube ikonu ile röportajı video formatta izleyebilirsiniz.
Nurşah Sunay: Hikmet Bey, hoş geldiniz. Bir kez daha okurlarımız adına yazılarınız ve emeğiniz için size teşekkür etmek istiyorum.

Hikmet Baydar: Hoş bulduk efendim. Bu fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ediyorum aslında.
NS: Çok teşekkür ederiz. Şimdi hızlıca konuya gireceğim. Biliyorsunuz sektörümüzde birçok isim halka arz sürecinde, bazıları da bu süreci tamamladı. Çok merak edilen sorular var, öncelikle onlardan başlamak istiyorum. Halka arz şirketler için neden önemli? Önce bunun önemine değineceğimiz kısa bir bilgi isteriz sizden.
HB: Tabii, şirketler halka arz edilmeden önce sermaye piyasası kanununa tabi olacaklarını unutmamaları lazım. Yani burada yükümlülükleri de artıyor. Ancak halka arzla beraber elde ettikleri avantajları sırayla sayayım..
Birincisi; kurumsallaşma. Şirketler Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) istediği normlarda çalışmaya başladıkları için bir miktar kurumsallaşmaları gerekiyor. Dolayısıyla kurumsallaşma en önemli kriterlerden biri.
İkincisi likidite sağlama. Sonuçta borsada birincil pazardan satışa sunulan hisse senetlerini alanlar, o şirketin hisse senedi sermaye artırımı yoluyla halka arz yapılmışsa (ortak satışı değilse), doğrudan şirkete bir kaynak aktarımı söz konusu oluyor. Dolayısıyla şirketler kendilerine ortak alarak büyüme yolunu seçmiş oluyorlar.
Bu neden çok önemli? Yarın öbür gün krediyle büyüyen şirketler ciroları düştüğü zaman bankayla karşı karşıya kalıyor ve kredi taksitlerini ödeyemez duruma gelebiliyorlar. Oysa hisse senedi alan, borsa yoluyla şirkete ortak olanların böyle bir şey yapma şansları yok. Dolayısıyla şirket yanına ortak alıyor, sermaye yapısını güçlendiriyor. Böylece kredi gibi yarın öbür gün cirolar düştüğü zaman karşılarına problem olarak çıkabilecek diğer enstrümanlardan da kurtulmuş oluyorlar.

Bunun yanında başka bir faydası daha var. O da şu; halka arz edilmiş şirketler tahvil ihracı gibi, kar zarar ortaklığı belgeleri ihracı gibi diğer başka borçlanma araçları da ihraç edebiliyorlar. Dolayısıyla bu şirketler bu tarz ihraçlarla piyasa faizleriyle uygun orantılı bir faizle borçlanma araçlarını rahatlıkla arz edebilirler. Kısaca bu üç başlıkta toplayabiliriz.
NS: Peki, bir şirketin halka arz kararı alırken göz önünde bulundurması gereken en kritik faktörler nelerdir, nelere dikkat etmeliler?
HB: Bir şirket bugün halka arz kararı alsa bile bugün halka arz edilemeyebiliyor. Çünkü şirketler genelde Türkiye’de minimum vergiyi ödemek üzerine, vergiyi en az ödeyecek şekilde yapılarını oluşturmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla halka arz edilecek şirketin karlılık oranı çok önemli. Özellikle brüt karlılığı son derece önemli. Kar etmeyen bir şirket görüntüsü varsa o şirketin halka arzına kimse iştirak etmez.
Burada şirketlerin öncelikle karı paylaşma eğilimine hazır olmaları lazım. Aksi takdirde, karı paylaşmayacaklarsa yatırımcı bunu zaten daha önceki kar rakamlarıyla çok daha rahat görüyor. Temettü verimi en önemli konu, yatırımcının hisse senedine gelmesi için. Ayrıca sektör çok önemli bir konu.
Büyüyen bir sektörde ise geleceğe yönelik yatırımlar yapmak isteyenler bu şirketin hisse senetlerine girip alabiliyorlar. Dolayısıyla şirketler için bence en önemli husus %100 resmi çalışıyor olmalarıdır.

Kayıt dışı işlem yapan şirketlere borsa pek uygun bir yer değil. Bilançodaki ağırlık oranları çok düşük görünecekleri için de bu şirketlere zaten yatırımcının da pek fazla talep gösterme ihtimali yok. O yüzden de mümkün olduğunca, %100 resmi çalışan, büyümekte olan bir sektörde eğer ortak ihtiyacı varsa bu şirketler kesinlikle borsadan hisse senetlerini arz etmeliler.
Bu sayede, topladıkları kaynaklarla istedikleri gibi yatırımlarını yapabilirler, büyüyebilirler. Çünkü bu parayı geri ödeme yükümlülükleri hiçbir zaman yok. Ama bu işleri yaparken bir kar ederlerse o elde ettikleri kardan da temettü dağıtmaları gerekir. Eğer temettü verimi yüksek olursa o şirkete sürekli yeni yatırımcı gelmek ister ve hisse senedinin piyasa değeri yüksek olur.
O yüzden de şirketlerin halka arzlarda bu tür konularda ciddi kararlar vermesi lazım: Karı şeffaf bir şekilde paylaşacak mıyız? %100 resmi çalışacak mıyız? SPK mevzuatına da tabi olmak istiyor muyuz? gibi soruların cevabını vermeleri lazım. Eğer karlılığı yeterli değilse, brüt karlılığı, özellikle faaliyet karlılığı yeterli değilse o şirketler halka arza çıksa bile yatırımcı çok fazla ilgi göstermeyecektir.
Bunun yanında halka arz edilecek değer çok önemli. Bu değerin de gerçekçi tespit edilmesi lazım. Bu konuda halka arza aracılık eden kurumlar çalışmalar yapıyor ama SPK’nın da buna onay vermesi lazım. “Bu fiyat uygundur” demeden o fiyatla şirket hisse senedinin halka arz edilmesi mümkün değil. O yüzden de gerçekçi bir fiyatla (buna bilanço ve gelir tablosuna bakılarak bu değerler tespit ediliyor) halka arz yapılabilirse o şirket topladığı sermayeyi orta ve uzun vadeli yatırımlarında çok rahatlıkla değerlendirebilir.
NS: Peki, halka arz öncesinde şirketler böyle bir karar almışlarsa, finansal ve kurumsal yapılarında nasıl bir ön hazırlık süreci yapmalılar?
Hikmet Baydar: Tabii, şirkete yatırım yapmak isteyen yatırımcı o şirketin bilançosunun dengeli olup olmadığına bakar. Bu firma borç kapatmak için mi halka arz oluyor? Büyümek için mi halka arz oluyor? Büyümek için yapacağı yatırımların karşılığında geri dönüşü çok yüksek bir verimlilikte olur mu? Bunlara bakıyor yatırımcı.
Dolayısıyla bir halka arz karar verilirken eğer geç kalınmışsa “ben sadece para bulayım da borçları kapatayım” diyorsanız, o zaman tabii yatırımcı bunu görecek. O yüzden de bu hisse senetlerine girip almayabilirler.
Şirketler halka arz yapacaklarsa buradan aldıkları parayla büyümeyi, yeni yatırımlar yapmayı, şirketi büyütmeyi hedeflemeliler. “Borç ödeyeceğim” diye para toplamak istiyorum moduna girerlerse çok başarılı bir halka arz olmaz, değeri de çok düşük olur zaten. Bu şirkete kimse getirip parasını yatırmak istemeyeceği için de değer olarak çok düşük, aşağıdan bir talep söz konusu olabilir, hatta yeterli talep gelmeyebilir bile.
O yüzden bu şirketler halka arz kararı veriyorsa öncelikle halka arzdan gelen parayla yapacağı yatırımları (ki SPK bunu zaten istiyor), bu yatırımlarla beraber gelecekte nereye gelmek istediğine dair hedeflerini çok iyi bir şekilde raporlamaları gerekiyor. Bu konuda SPK bu raporlamalara göre halka arz iznine onay veriyor veya vermiyor.
NS: Peki bir de diğer taraftan bakarsak, yatırımcılar açısından bakarsak olaya… Yatırımcılar yeni halka arz olan şirketlerle ilgili hisse senedi alımlarında neye dikkat etmeliler, nelere baksınlar?
Hikmet Baydar: Şimdi tabii bir şirket halka arz edilirken oluşturulan bilanço ve gelir tablosu yatırımcıya cazip hale gelmiş demektir. Dolayısıyla bunun daha önceki bilançolarına, gelir tablolarına, o sürece nasıl geldiğine iyi bakmak lazım. Yatırımcı bu kadar iyi bir mali analizi yapabilecek diye düşünmüyorum. O yüzden de işlemi yapacakları aracı kurumun bilgilerine müracaat etmeleri lazım.
Bu şirket gelecekte bana bu istediğim karlılığı, temettüyü verir mi? Öncelikle şirketin temettü veriminin yüksek olması çok önemli. Çünkü bir şirketin hisse senedi piyasa değeri ne olursa olsun temettü verimi yüksekse, zaten piyasada o hisse senedine belli bir kabul vardır ve muhakkak talep gelir.
O yüzden de yatırımcı şuna dikkat etmeli: Benim alacağım hisse senedi piyasadaki rakiplerine göre ucuz mu, pahalı mı? Piyasa değeri, defter değeri, fiyat kazanç oranı gibi teknik bazı oranları karşılaştırmaları gerekiyor. Bu oranlar sonucunda karar vermeleri lazım ama şu gerçeği unutmayalım: Sektör çok önemli. Firma sahipleri çok önemli. Firma yönetenler çok önemli.
Bunlar doğru kişilerse, doğru sektörse o şirket zaten koşacak demektir. Çünkü Türkiye büyüyen bir ülke. Bu büyümenin içerisinde her sektörden olan firmaya yer var, yeter ki doğru yönetilsin. Varlık yönetimi, yükümlülük yönetimi, bilanço yönetimini doğru yapan şirketlerin zaten gelir tablosu da iyi çıkıyor.
O yüzden de bu şirketlere yatırım yaparken yatırımcının dikkat etmesi gereken en önemli konu; şirket sahibinin ve yöneticilerinin geçmişi nasıl? Bu şirketleri yönetmeye ehil mi ve bu şirketler gelecekte bana iyi temettü verebilir mi? Gelecekte bu şirketler yatırımlar yapıp büyüyecek mi? Planlamaları ne? Bunlara bakması lazım.
Borsa orta ve uzun vadeli yatırım yeri diyoruz ama bir hisse senedinin tahtası kapatıldığında uzun vadede artık sonsuza kadar o senedin sahibi olarak zararlı bir şekilde borsadan payımızı almış oluruz. O yüzden de şirketin mali karlılığı, finansal faaliyet karlılığı son derece önemli. Şirketin iyi yönetilmemesi durumunda hangi sektörde olursa olsun o şirketin batacağı da unutulmamalı.
Dolayısıyla, yatırımcının dikkat edeceği konular: Şirket sahipleri bu işi yapabilir mi? Şirket varlık ve yükümlülükleri dengeli yönetiliyor mu? Şirket yatırım yapıp büyüyecek mi? Sektör buna müsait mi ve temettü verimi olabilir mi bu şirkette? Bunların hepsine dikkat etmesi lazım. Bu yüzden de aracı kurumundan destek almasında fayda var.
NS: Çok çok önemli bilgiler verdiniz, teşekkür ederiz. Peki, halka arz sonrası şirketlerde büyümenin sürdürülebilir olması ve devam etmesi en önemli başlıklardan bir tanesi. Bu anlamda halka arzı olmuş şirketler yatırımcılarının güvenini korumak için sonraki süreçte nelere dikkat etsinler? Onlara neler tavsiye edersiniz?
HB: Tabii ki faaliyetleri hakkında sık sık yatırımcıları bilgilendirmesi lazım. Özellikle karlılıklarını, yatırımlarını etkileyecek, büyümelerini etkileyecek bütün faaliyetleri hakkında yatırımcıları muhakkak bildirmeleri lazım. Ve artı Insider Trading’e (içeriden öğrenenlerin ticareti) fırsat vermemeleri gerekiyor.
Yani bir diğer deyişle; içten bilgi alarak bunu karlılığa çevirmek, daha sonra da yatırımcılar öğrendikten sonra onların üzerinde karı realize edecek bir pozisyon alacak kişilere izin vermemek gerekiyor.
Bir manipülasyon olan tahtada, hisse senedinde yatırımcı orta ve uzun vadeliği ne kadar düşünürse düşünsün, çok ters zamanda alınmış hisse senedini çok iyi bir geleceği olsa bile manipülatif bir hareketle, çok sert spekülatif hareketlerle ciddi paralar kaybedebilir.
O yüzden de biraz evvel söylediğim piyasa değeri, defter değeri, temettü verimi, fiyat kazanç oranı gibi teknik verileri karşılaştırmak o anki piyasa şartları içerisinde o şirketin diğerlerine göre kıyaslamayla iyi olduğunu gösterir belki ama acaba primli bir borsada mı alım yapıyoruz yoksa çok değerleri düşmüş bir haldeyken mi borsaya giriyoruz? Bu da çok çok önemli bir faktör. O yüzden de temettü verimi burada çok önemli bir rol üstlenmiş durumda. Yatırımcı şirketi yönetenler doğru olduğu sürece, sektör doğru olduğu sürece bu tür dalgalanmalardan kısa vadede zarar edebilir ama orta ve uzun vadede şirketin büyümesiyle birlikte güzel karlar edebilir diye düşünüyorum.
NS: Peki, Türkiye’de halka arz süreçlerinde en çok karşılaşılan en büyük zorluklar neler? Şirketlerimiz bu süreci nasıl daha verimli ve daha kolay bir hale getirebilirler?
HB: Şirketler halka arzı daha çok ekstra yeni bir kaynak olarak görüp bununla mevcut finansal sıkıntılarını giderme yoluna gitmek amacıyla kullanmaya çalışıyorlar. İşte bu durumda kimi zaman SPK onay vermiyor.
Bazen de SPK’nın onayladığı hisse senedinde halka arz tarihinden sonra o halka arz fiyatı bir daha görünmeyecek şekilde belki de bir sene iki sene çok düşük fiyatlardan işlem görebiliyor hisse senedi. Bunun da iyi sorgulanması lazım. Yani SPK’nın ve Borsa Başkanlığı’nın sürecin yönetiminde çok dikkatli olması gerekiyor.
Halka arz fiyatını bir daha görmemiş bir hisse senedinin düşük fiyatlardan işlem görmesi acaba bir ortak satışından mı yoksa SPK gereksiz bir şekilde fazla yüksek bir fiyata mı onay verdi? Burada bir teknik hata mı var? Bunların iyi irdelenmesi lazım.
Burada ben bazen sorunlar görüyorum. Çünkü bazı hisse senetleri var, halka arz fiyatını bir daha hiç görememiş. Düşmüş aşağı olduğu gibi orada kalmış.
Daha sonra bakıyorum bazı şirketler halka arzdan elde ettikleri gelirlerle yatırımlarını yapmamış. Onun yerine borçlarını kapatarak yola devam etmeye çalışıyor. Bu da büyüme olmayacağı anlamına geliyor. İşte bu tür problemler şirketlerin gerek büyüme hedeflerinin gerçekçi olmaması, yatırımcıyı cezbetmek amacıyla bazı verilerin düzenlenmiş olması, piyasaya olan güveni de sarsıyor.
Bununla beraber hisse senedinin piyasasında hisse senedi sahibinin ne kadar işlem yaptığı çok önemli. Burada manipülasyona yol açabilecek bir fiyat hareketine yol açmamaları gerekiyor. Piyasanın derinliği çok önemli. Yatırımcı aldığı hisse senedini rahatlıkla satabilmesi şartlarını kontrol eder. Dolayısıyla 3-5 lot işlem gören bir hisse senedinde binlerce lot alım yapmak risklidir. Çünkü satmaya kalktığınız zaman karşınızda alıcı bulamazsınız.
Dolayısıyla derinlik çok önemli. Halka arz yapılacak olan şirketlerde halka arz bir sonuç değil bakın, halka arz bir başlangıç… Şirket bir başlangıca giriyor. Yani böylece hisse senedinin piyasadaki fiyatı, performansı o şirketin yöneticilerinin performansını da yansıtmaya başlıyor. Bu çok önemli. Süreç içerisinde o şirketin borsadaki değeri aşağı düşerken şirket kredibilite kaybeder.
O yüzden de dikkatli olmak lazım. Artı şirket hisse senetleri teminat olarak kullanıldığında ve şirket hisse senedinde bir manipülatif hareket olduğunda şirket tahtası kapatılırsa o zaman o şirket hissesini teminata koyan birçok insanın batması bile söz konusu olabilir. Bu tür konular bizim borsamızda dönem dönem karşımıza gelen konular.
NS: Çok da ciddi tehlikeler içeriyor aslında tahta kapatma, haklısınız. Peki, halka arz olmuş bir şirketin, yönetim yapısı ve kurumsal ilerlemesinde uzun vadeli ne tür etkiler olur?
HB: Şimdi tabii SPK mevzuatına tabi olacağını benim başında söylemiştim. Bu mevzuata göre de bazı kurumsallaşma ilkelerine uyum sağlaması gerekiyor. Bu ilkelere uyum sağladığı zaman, hem şeffaf olması gerekiyor, kamuyu zamanında ve doğru bir şekilde bilgilendirmesi gerekiyor.
Bunları yapmazsa ceza alacaklar, bu da çok önemli. Artı bağımsız dış denetim yaptırması gerekiyor. Uluslararası muhasebe standartlarını uygulaması gerekiyor. Bu yükümlülükler var. Dolayısıyla biraz evvel o yüzden dedim; %100 resmi çalışmayacaksa, şeffaf olmayacaksa borsa onlara göre bir yer değil. Ama borsaya girecekse bu yükümlülükleri almak zorundalar. Bunu yapmadıkları takdirde tahta kapamaya kadar giden bir cezayla karşılaşırlar.
Tabii ki tahta kapama aynı zamanda borsada bu hisse senedini güvenerek alanların da zarar görmesi anlamına geliyor. O yüzden kurumsallaşma son derece önemli. Yönetim yapısı, organizasyon, iç denetim, ilgili birimlerin verimli çalışması. Bunlar son derece önemli konular. Dolayısıyla bu tür bir organizasyon yapısı içinde olan şirketler, gelecekte topladıkları bu sermaye ile de çok daha iyi yerlere geleceklerdir diye düşünüyorum.
NS: Önümüzdeki yıllarda Türkiye’de halka arz trendleri size göre nasıl şekillenecek ve son olarak küçük ve orta ölçekli işletmelere halka arzı cazip bir seçenek olarak sunar mıydınız? Neler söylersiniz?
HB: Aslında küçük ve orta ölçekli şirketlerin halka arzı son derece ilgi çekici olabilir ama onların ne kadar şeffaf olabilecekleri, ne kadar tüm bilgileri yayınlayabilecekleri, ne kadar kurumsal oldukları tartışma götürür.
O yüzden de küçük KOBİ tarzı şirketlerin önce kurumsallaşması lazım. Bunları yapabilecek duruma gelmesi gerekiyor. Dolayısıyla SPK’nın belirttiği kurumsallaşma ilkelerine uygun bir yönetim sergileyebilecek duruma gelmedikten sonra ölçek büyüklüğü ne olursa olsun bu şirketlerin kalkıp borsada satılması, işlem görmesi mümkün değil. Çok ciddi cezalar bile alabilirler. O yüzden de zarar görürler. Bu şirketler önce kurumsallaşmalı, bu kurumsallaşmanın sonucunda halka arzı planlayabilmeli ve SPK’dan onay alabilmelidir.
Bununla beraber bu şirketler için şunu söyleyebilirim. Türkiye’de bu tür kaynaklarla karşılarına bir banka “hadi borcunu öde” demeyeceği için halk çok önemli bir enstrüman. Dolayısıyla yanlarına ortak alarak büyüyecekler ama bunun tek koşulu var: Paylaşmak şart.
Yani paylaşmadan bu iş olmuyor. Yanınıza ortak alıyorsanız paylaşmayı da bileceksiniz. Paylaşma alışkanlığınız yoksa halka arz size uygun değil demektir. Çünkü en kısa zamanda ikinci bir halka arza gittiğinde şirket bu konuda başarılı bile olmayabilir. O yüzden de bu konuda dikkatli olmaları lazım. Küçük KOBİ tarzı firmalar önce kurumsallaşmalı, sonra halka arzı yapılmalı ve şeffaf ve bağımsız denetime uygun hale gelmeli.
Bunun dışında büyük şirketlerde nasıl bir değişim olabilir? Bir kere globalleşebilirler. Bütün dünya, borsadaki hisse senedi fiyatlarından bunları görüyor. Dolayısıyla bu şirketler kendilerinin tanıtım avantajını elde etmiş oluyorlar borsa kanalıyla. Bu büyük bir avantaj.
Dolayısıyla SPK’da işlem gören bir şirketin kredi bulması daha kolaylaşıyor. Daha düşük bir maliyetle kredi bulabiliyor. Yanına yabancı ortak bulması daha kolaylaşıyor. Halka arz üzerinden yabancıya doğrudan satım yapabiliyor.
Bu şirketler şeffaf, öngörülebilir, planlı ve verimli yönetildiği varsayımıyla (çünkü SPK mevzuatı bunu şart koşuyor) bu şirketlere biraz daha güveniyorlar. Yani bir şirket yanına ortak alacaksa halka arz edilmişse değeri daha yüksek olur. Halka arz edilmemişse değeri daha düşük olur, aynı işi yapsalar bile.
NS: Hikmet Bey, sorularımı bitirdim bu arada. Siz bu alanlarda danışmanlık da veriyorsunuz. Hala bu yoğun tempoda devam ediyor musunuz bilmiyorum ama..
HB: Aslında şirketlere üç ana konu üzerinden danışmanlık veriyorum. Birisi şirket yönetiminde verimliliğin artırılması. Bu konuda çok ciddi zaaflar var Türkiye’de. Diğeri finansal sürdürülebilirlik.
Bu firma yani bir denge kuruyorsa, tedarikçi ve müşteri arasında üretim ve stok sürelerini de dikkate alarak bir denge kurmuyorsa muhakkak finansmana ihtiyaç duyacak demektir. Bu dengenin iyi sağlanması lazım finansal sürdürülebilirlik için. Üçüncü aşamada denetim.
Şirketi kurdunuz her şey saat gibi çalışıyor ama denetlemezseniz hem performans düşer hem de firma içerisinde bazı art niyetli hareketlere de göz yummak durumunda kalabilirsiniz. O yüzden de üç ana konu üzerinde çalıştığım için, halka arzda bu üçünün olmadığı bir yerde halka arz mümkün değil zaten.
O yüzden bunları bir arada götürebiliyor olmak lazım. O yeteneğe erişen firmalarımız zaten bu sürece girdiler bile. Bu süreci biz zaten bir ekiple yapıyoruz. Yani yanımızda bizim hesap uzmanı var. Borsada SPK’da görev almış arkadaşlar var. Borsa Başkanlığı’nda görev almış arkadaşlar var.
Yani bu işi profesyonelce yönetecek bir ekiple yapmamız lazım. Çünkü firmaya şunu söylemeliyiz: “Evet, senin şirketin halka arza uygundur” veya “değildir.” Halka arza uygun değilse de oturup o şirketi halka arza hazır hale getirmemiz gerekiyor. Bu da bir süreç. Bazen 5 yılı bile bulabiliyor.
Ama şunu unutmayalım. Borsadaki bir şirketin defter değeri 39, 40 kat yukarıda olabiliyor. Defter değerinin 40 kat üzerinde bir değere çıkabiliyor. Dolayısıyla şirkete baktığınız zaman eğer değerinin artmasını istiyorsanız, borsada işlem görmesini sağlamanız lazım. Bunun da yolu, biraz evvel belirttiğim o süreçleri başarılı bir şekilde geçmesidir. Bu da bir profesyonel ekiple ancak olabilir.
NS: Buradan biz izleyicilerimize ve dergimizin okurlarını da duyuralım. Çünkü biliyorsunuz çok fazla elektrik aydınlatma sektöründen, üretim yapan fabrikalarımız, onların karar vericileri, yetkilileri, CEO’ları bizi izleyecek ve okuyor. Onların her birine bu niyeti olan firmalarımız bize ulaşabilirler. Hikmet Bey’den bu danışmanlığı alabilirler. Bunu da arada belirtmiş olalım.
Hikmet Bey aslında sorularımızı tamamladık ama ben sormadan edemeyeceğim bir soru daha var. Yatırım tavsiyesi olmamakla birlikte, borsayla ilgili de biliyorum ki bu tip röportajları izleyen herkesin aklının kenarında mutlaka bu soru vardır.
Borsanın gidişatı ile ilgili kısa ve orta vadeli öngörüleriniz nelerdir? Biliyorsunuz bu sene altına kıyasla beklendiği gibi değer sağlamadığı yönünde yatırımcıların şikayet ettiğine dair haberler çok dolaşıyor. Bu sene borsanın yaşadığı dalgalanmayı nasıl yorumlarsınız? Kısa ve orta vadede neler öngörüyorsunuz?
HB: Şimdi olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Hem jeopolitik riskler çok yüksek hem Amerika kimsenin öngöremediği davranışlarda bulunuyor; Trump’tan bahsediyorum. FED bile ne yapacağını bilecek durumda değil şu an. Dolayısıyla bu dengesizlikler içerisinde altına talep gelmesi son derece normal. Yani dolardan bir kaçış var.
Dolar endeksi bunu gösteriyor zaten, 98’lerde şu an. Son yılların en yüksek faizini vermesine rağmen Amerikan tahviline satış geliyorsa, dolardan çıkışın nereye gideceğini öngörmek o kadar zor değil. Dolayısıyla altına talep geliyor. Şu an ons altında 3386’lar var. O seviyelerden işlem görüyordu yurt dışında ve yukarı trend devam edecek altında da.
Ama borsa için şunları söyleyebilirim: Türkiye’de çok ilginç bir yapı var. Türkiye hızla büyüyen bir ülke. Nüfus artış hızı çok iyi. Dolayısıyla, bulunduğu konum, jeopolitik konum itibarıyla da çevre ülkelere ciddi satış yapabilme potansiyeline sahip bir ülke. Dolayısıyla burada doğru yönetilen, doğru sektöre yatırım yapmış olan firmalarda bir 5 yıl sonra bu fiyatlarla, şöyle söyleyeyim; siz bir evin 10’da 1’ini alıyorsanız, belki 5 yıl sonra o evin tamamını satın alabilir duruma gelebilirsiniz.
Bakın evle kıyaslıyorum. Neden? Çünkü bu şirket çalışıp para kazanıyor ve çalışıp para kazanırken büyüyor. Büyürken hem enflasyona karşı değeri artıyor (nominal diyoruz biz buna, nominal bazda değeri artıyor) hem de çalışarak kar yazıyor. Buradan da bir temettü verimi veriyor. İki tane verim veriyor.
Dolayısıyla buradan bu şirketin bölünmesinde, temettü vermesinde, bu şirkete o aldığınız paraları tekrar geri yatırdığınızda bir 5 yıl sonra bakın, bugün bir evin %10’unu alıyorsanız belki 5 yıl sonra o evin tamamını alabilir duruma gelebilirsiniz. Tabii ki; konjonktür borsanın aleyhine yeni bir gelişmeler, olumsuz gelişmeler oluşturmazsa…
NS: Çok teşekkür ediyorum verdiğiniz değerli bilgiler için. Bu sorular bize çok geliyordu. Çok merak edilen şeyleri konuştuk. Bütün sektör adına size çok teşekkür ediyorum vakit ayırdığınız için. Bir sonraki yayında diğer uzmanlık alanlarınızla ilgili de ikinci, üçüncü videoları yapmak üzere belki yeniden görüşürüz. Çünkü sizin bize anlatacağınız çok şey var.
HB: Ben de bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyor, izleyici ve okurlarınızı selamlıyorum.