<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Harun Yerlikaya &#8211; Sektörüm Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.sektorumdergisi.com/yazar/harun-yerlikaya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sektorumdergisi.com</link>
	<description>Elektrik, aydınlatma malzemeleri otomasyon sistemleri dijital dergi ve sektörel haber portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jul 2026 10:49:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://www.sektorumdergisi.com/wp-content/uploads/2019/04/cropped-sektorum-dergisi-512-512-logo-1-32x32.png</url>
	<title>Harun Yerlikaya &#8211; Sektörüm Dergisi</title>
	<link>https://www.sektorumdergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şalt Sektöründe Ticaretin Rotası: Geçmişten Günümüze Uluslararası Pazarlar ve Rekabetin Doğası</title>
		<link>https://www.sektorumdergisi.com/salt-sektorunde-ticaretin-rotasi-gecmisten-gunumuze-uluslararasi-pazarlar-ve-rekabetin-dogasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Yerlikaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 18:47:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sektorumdergisi.com/?p=139830</guid>

					<description><![CDATA[Bazı sektörler vardır ki görünmez kahramanlar gibidir. Hayatımızın merkezinde yer alırlar ama çoğu zaman fark edilmezler. İçerisinde olmaktan keyif aldığımız uzun zamandır ülkemize katma değer sağladığımız şalt sektörü de bunlardan biridir. Bir fabrikanın üretime devam etmesinden, bir hastanenin kesintisiz enerji almasına, bir şehrin gece ışıklarının sönmemesine kadar uzanan görünmez bir güvenlik ağı şalt sektörü. Dostlar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı sektörler vardır ki görünmez kahramanlar gibidir. Hayatımızın merkezinde yer alırlar ama çoğu zaman fark edilmezler. İçerisinde olmaktan keyif aldığımız uzun zamandır ülkemize katma değer sağladığımız şalt sektörü de bunlardan biridir. Bir fabrikanın üretime devam etmesinden, bir hastanenin kesintisiz enerji almasına, bir şehrin gece ışıklarının sönmemesine kadar uzanan görünmez bir güvenlik ağı şalt sektörü.</p>
<p>Dostlar bugün konuşmak istediğim konu yalnızca şalt ekipmanları değil. Konu, bu sektörün dünya ticaretindeki yolculuğu; değişen pazarlar, dönüşen rekabet anlayışı ve ülkelerin sanayi politikalarının ticarete nasıl yön verdiği.</p>
<p>Çünkü şalt sektörü, son kırk yılda küresel ekonominin yaşadığı her büyük dönüşümden doğrudan etkilendi. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden Çin’in amudi yükselişine, Avrupa Birliği’nin (mecburi) genişlemesinden dijitalleşmeye kadar yaşanan her kırılma, sektörün ticaret haritasını (rotasını) yeniden çizdi.</p>
<p>Endüstriyel sistemi, sektörel ekonomi süreçlerini izleyenler bilir ki 1980’lerde ve 1990’larda uluslararası ticaretin merkezi büyük ölçüde Avrupa ve Kuzey Amerika idi. Teknoloji bu bölgelerde üretiliyor, standartlar burada belirleniyor ve dünyanın geri kalanı bu kurallara uyum sağlamaya çalışıyordu. O dönemde Alman, Fransız, İsviçreli ve Amerikan üreticiler sadece ürün satmıyor, aynı zamanda güven, kalite ve teknoloji ihraç ediyordu. Bu başka bir yazının konusu “özlenen günler…”</p>
<p>Birçok gelişmekte olan ülke için Avrupa pazarına ürün satabilmek başlı başına bir başarı hikâyesiydi. Çünkü o dönemde ihracatın temel kriteri fiyat değil, standarda erişebilmekti. Sertifikasyon süreçleri, kalite sistemleri ve teknik yeterlilikler firmaların önündeki en büyük sınavdı. Sonra dünya değişmeye başladı. 2000’li yılların başında Çin’in küresel üretim merkezi haline gelmesiyle ticaretin dengesi kökten değişti. Daha önce teknoloji ve kalite ekseninde şekillenen rekabet, giderek “maliyet eksenine” kaydı. Dünya pazarları ilk kez bu kadar yoğun bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalıyordu nitekim kaldı da.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-139876" src="https://www.sektorumdergisi.com/wp-content/uploads/2026/07/salt-sektorunde-ihracat2.jpg" alt="" width="696" height="378" /></p>
<p>Şalt sektöründe de benzer bir tablo ortaya çıktı. Geleneksel üreticiler yüksek teknoloji ve marka gücüyle varlıklarını sürdürmeye çalışırken, yeni oyuncular agresif fiyat politikalarıyla pazarları alt üst etmeye başladılar nitekim başardılarda. Bu dönemde birçok firma şu soruyla karşı karşıya kaldı tabi: “Kaliteyi koruyalım ancak maliyetleri nasıl düşüreceğiz?” Aslında son yirmi yılın en büyük ticari (sorusu) mücadelesi tam da buydu. Bir tarafta mühendislik gücü ve marka itibarı, diğer tarafta ölçek ekonomisi ve maliyet avantajı vardı.</p>
<p>Fakat öyledir ya doğru mutlaka kazanır. Zaman içinde rekabetin yalnızca fiyatla kazanılamayacağı anlaşıldı. Bugün uluslararası pazarlarda başarıyı belirleyen unsurlar çok daha karmaşık hale geldi. Artık müşteriler sadece ürün satın almıyor. Çözüm satın alıyorlar. Bir dağıtım panosu, bir orta gerilim hücresi ya da bir koruma sistemi artık tek başına değerlendirilmiyor. Müşteri; mühendislik desteğini, satış sonrası hizmeti, dijital entegrasyonu, enerji verimliliğini ve sürdürülebilirlik performansını da satın almak istiyor. Bu değişim, şalt sektöründe rekabetin doğasını tamamen dönüştürdü. Eskiden ürün odaklı olan ticaret anlayışı bugün çözüm odaklı bir yapıya evrilmiş durumda. Özellikle son yıllarda enerji dönüşümü bu süreci daha da hızlandırdı. Yenilenebilir enerji yatırımları, elektrikli araç altyapıları, veri merkezleri ve akıllı şebeke projeleri dünya genelinde yeni bir talep dalgası oluşturuyor. Bu yeni dönemde pazarların coğrafyası da değişiyor elbette.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-139875" src="https://www.sektorumdergisi.com/wp-content/uploads/2026/07/salt-sektorunde-ihracat3.jpg" alt="" width="696" height="378" /></p>
<p>Bir zamanlar yalnızca Avrupa ve Kuzey Amerika’nın domine ettiği ticaret haritasında bugün Orta Doğu, Körfez ülkeleri, Kuzey Afrika, Güneydoğu Asya ve Sahra Altı Afrika giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu bölgeler yalnızca yeni müşteri pazarları değil; aynı zamanda yakın geleceğin büyüme merkezleri olarak görülüyor. Özellikle enerji altyapısına yapılan yatırımların büyüklüğü düşünüldüğünde bence, önümüzdeki on yıl şalt sektörünün kaderini belirleyecek projelerin önemli bir kısmı bu bölgelerde gerçekleşecek. Ancak burada dikkat çekici başka bir gerçek daha var. Uluslararası ticarette artık sadece şirketler mi rekabet ediyor!</p>
<p>Dostlar, ülkeler doğrudan rekabetin göbeğinde. Sanayi politikaları, ihracat teşvikleri, finansman imkanları, serbest ticaret anlaşmaları ve diplomatik ilişkiler şirketlerin pazardaki başarısını doğrudan etkiliyor. Bir başka ifadeyle, küresel pazarda rekabet eden yalnızca ürünler değil; ülkelerin ekosistemleri. Bugün bir firmanın elindeki en güçlü avantajlardan biri sadece üretim kapasitesi değil, aynı zamanda içinde bulunduğu sanayi (endüstri) altyapısıdır.</p>
<p>Binaenaleyh (kâhin değilim) geleceğin kazananları yalnızca kaliteli ürün üretenler olmayacak. Tedarik zincirini yönetenler, dijitalleşmeyi benimseyenler, sürdürülebilirliği stratejilerinin merkezine koyanlar ve uluslararası iş birliklerini güçlendirenler önde olacak. Türkiye açısından bakıldığında ise şalt sektörü önemli bir eşikte bulunuyor. Yıllar boyunca edinilen mühendislik birikimi, üretim tecrübesi ve ihracat kültürü sektörün en değerli sermayesi.</p>
<p>Bugün yerli ve milli kimlikli Türk üreticileri Avrupa’dan Afrika’ya, Orta Doğu’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada koşup rekabet edebiliyor. Ancak önümüzdeki dönemde asıl mesele sadece daha fazla ürün satmak değil; daha yüksek katma değer üretmek olacak. Markalaşma, teknoloji geliştirme, dijital çözümler ve sürdürülebilir üretim anlayışı sektörün geleceğini belirleyecek temel başlıklar arasında yer alacak. Hepimiz hem fikiriz ki dünya artık eski dünya değil.</p>
<p>Pazarlar daha kaygan ve değişken. Müşteriler değişiyor. Beklentiler değişiyor ve rekabetin kuralları yeniden yazılıyor. Enerjinin koruma, kontrol ve yönlendirmesini sağlayan şalt sektörü de bu büyük dönüşümün merkezinde yer alıyor. Geçmişe baktığımızda ticaretin rotasını belirleyen şey üretim gücüydü. Bugün ise üretim gücüne ek olarak bilgi, hız, esneklik ve güven belirleyici hale geliyor. “Dünyanın neresinde ne kadar üretim yaptığınızdan çok, ne kadar değer üretebildiğiniz önemli” Bu cümle yalnızca şalt sektörünün değil, küresel ticaretin geleceğini de şekillendirecek ve görünen o ki; yeni dönemde kazananlar, değişimi en hızlı görenler değil, değişimin yönünü okuyabilenler olacak. Selam ve sevgilerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GES Sancısı</title>
		<link>https://www.sektorumdergisi.com/ges-sancisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Yerlikaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:31:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sektorumdergisi.com/?p=139626</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizin bir kaç noktasına GES yatırımı yapmış bir iş insanı ile yaptığım sohbet sonrası mutlaka yazmalıyım düşüncesi ile geçtim PC başına. Sevgili dostlar biliyorsunuz son on yılda güneş enerjisinde (GES’lerde) sessiz ama tarihi bir hamle ile dönüşüm yaşandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre 2026 Mart itibariyle Türkiye’nin güneş enerjisi kurulu gücü 26 bin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizin bir kaç noktasına GES yatırımı yapmış bir iş insanı ile yaptığım sohbet sonrası mutlaka yazmalıyım düşüncesi ile geçtim PC başına.</p>
<p>Sevgili dostlar biliyorsunuz son on yılda güneş enerjisinde (GES’lerde) sessiz ama tarihi bir hamle ile dönüşüm yaşandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre 2026 Mart itibariyle Türkiye’nin güneş enerjisi kurulu gücü 26 bin 478 MW seviyesine ulaştı.</p>
<p>Toplam elektrik kurulu gücümüzün yüzde 21’inden fazlasını artık güneş enerjisi oluşturuyor. Türkiye’de faaliyet gösteren yaklaşık 40 bin güneş enerji santralinin büyük kısmı lisanssız GES yatırımlarından oluşuyor.</p>
<p>Bu rakamlar yalnızca bir enerji başarısı mı bence değil! Anadolu insanının devletine ve geleceğine duyduğu güvenin sonucudur.</p>
<p>Öyle ya peki bu devasa güneş tarlalarını kim yaptı! Bu yatırımları; sanayiciler, fabrikasının çatısını enerjiye çeviren üreticiler, bankalardan kredi çekip geleceğe yatırım yapan yerli iş insanları yaptı.</p>
<p>Bugün Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca dolarlık GES yatırımları varsa, bunun temelinde, devletin yatırımcıya yıllar önce verdiği “alım garantisi” sözü var!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-139628" src="https://www.sektorumdergisi.com/wp-content/uploads/2026/06/ges-sancisi2.jpg" alt="" width="696" height="378" /></p>
<p>Fakat işittiğime göre GES’ler şimdi büyük bir kırılmanın eşiğinde. Çünkü ilk yatırım dönemlerinde verilen alım garantilerinin süreleri doluyor.Herkes şu soruyu soruyor:“Ne olacak?”</p>
<p>Dinlediğim iş insanına göre kendisi ve birçok yatırımcı, ürettiği elektriğin satış fiyatının işletme maliyetlerini bile karşılamadığını söylüyor. Bakım giderleri, inverter değişimleri, finansman yükleri olsun, personel maliyetleri, sigorta, arazi bedelleri derken birçok tesis zarar eder noktaya gelmiş!</p>
<p>Hatta bazı yatırımcılar çoktan santrallerini kapatma kararı almış ve faaliyetlerini durdurmuş.  Düşünebiliyor musunuz? Türkiye en stratejik alanlarından biri olan yenilenebilir enerji sektöründe insanlar üretim yapmaktan vazgeçiyor. Şaşkınlık içerisindeyim. Açıkça ifade etmek gerekirse bu yalnızca yatırımcının problemi değildir.Bu doğrudan memleket meselesidir! Görmemek için kör olmak gerekir zira her yerde çalıp söylüyoruz; enerji bağımsızlığı artık bir ülkenin ekonomik bağımsızlığının temel taşı.</p>
<p>Ülke olarak biz hâlâ çok ciddi miktarda elektriği ve enerjiyi dış kaynaklara bağlı şekilde yönetiyoruz. Gürcistan’dan, Bulgaristan’dan, Yunanistan’dan elektrik alışverişi yapıyoruz. Doğalgazda dışa bağımlılık zaten yıllardır ekonominin en büyük yüklerinden biri değil mi!</p>
<p>Bence GES ve RES yatırımları herhangi bir ticari faaliyet değildir. Milli servettir. Bugün yapılması gereken “alım garantisi bitti, artık piyasa şartları” demek olmamalıdır. Yeni bir destek modeli şarttır. Belki işletme maliyetlerini dengeleyecek, azaltacak mekanizmalar.</p>
<p>Belki depolama yatırımlarına özel ve kolay destekler. Mutlaka sektörün önünü göreceği yeni bir yol haritası oluşturulmalıdır. Bugün desteklenmeyen ya da kapanmasına göz yumulan her GES, ithal enerji bağımlılığı olarak yarın önümüze çıkacaktır.</p>
<p>Ayrıca mesele sadece mevcut santraller de değil. Bugün mevcut yatırımcı zarar eder ve sistemden çıkarsa, yarın kimse yeni yatırım yapmak ister mi! Milyonlarca doları belirsiz bir sisteme kim yatırır?</p>
<p>İradenin görevi yalnızca düzenleyici olmak değil, aynı zamanda yatırımcının önünü açan istikrarlı yol göstermektir. Muhatabını dinleyip ufaktan bazı verilere bakınca çok rahat görünüyor ki ülkemiz “güneşte” büyük bir hikâye yazabilir.</p>
<p>Depolama teknolojileri, çatı GES’ler, organize sanayi bölgeleri, tarımsal sulama projeleri. Önümüzde muazzam bir fırsat var. Fakat bu fırsatın kaybedilmemesi için bugün doğru kararların alınması gerekiyor.</p>
<p>Kamu, özel sektör ve yatırımcıların ortak vizyonla hareket etmesi, bu potansiyelin sürdürülebilir ekonomik değere dönüşmesinde kritik rol oynayacaktır.</p>
<p>Enerji; bağımsızlıktır. Enerji; endüstridir. Enerji; kalkınmadır. Vesselam…</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güç Kimde, Risk Nerede!</title>
		<link>https://www.sektorumdergisi.com/guc-kimde-risk-nerede/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Yerlikaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 10:24:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sektorumdergisi.com/?p=139222</guid>

					<description><![CDATA[Dünya, bilinen alışılan yada alıştığımız hızla değil artık mecbur bırakıldığı yavaşlıkla dönmeye başladı. Avantajı da vardır elbette ama gelin biraz yine eleştirel boyutta ilerleyelim. Öyledir ya en kolayıdır karşıya geçip yorumlamak! Sevgili dostlar bir zamanlar “büyüme/çoğalma” denilen şeylerin tartışmasız bir erdem olduğu çağdan, “denge”nin yani hayatta kalmanın ön şart olduğu bir dönemdeyiz. İşte tam bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya, bilinen alışılan yada alıştığımız hızla değil artık mecbur bırakıldığı yavaşlıkla dönmeye başladı. Avantajı da vardır elbette ama gelin biraz yine eleştirel boyutta ilerleyelim. Öyledir ya en kolayıdır karşıya geçip yorumlamak! Sevgili dostlar bir zamanlar “büyüme/çoğalma” denilen şeylerin tartışmasız bir erdem olduğu çağdan, “denge”nin yani hayatta kalmanın ön şart olduğu bir dönemdeyiz. İşte tam bu kırılma anında şu soruyu sormak gerekiyor bence:</p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Peki güç kimde ve risk gerçekten nerede konumlanıyor!</strong></span></p>
<p>Dünyanın hamisi süper gücü denilen Amerika’nın yaklaşık 200 yıllık tarihine baktığınızda, aslında modern ekonomik sistemin ne kadar genç ve kırılgan olduğunu görürsünüz. Bu sistem, teoride denge ve denetim üzerine kuruludur. Ancak sahada pratikte büyüme iştahı bu dengeyi sürekli (son yaşananlardan da görüldüğü üzere) saldırganlığa doyumsuzluğa zorluyor. Çünkü ekonomi büyüdükçe bütçe şişiyor, bütçeler büyüdükçe riskler katlanıyor. Güç dediğiniz şey ekonomik büyüklükle ölçülür; ama risk de aynı yerde saklanır.</p>
<p>Unutulmaması gereken ne: Fırsatların kazası olmaz. Fırsat, hazırlıklı olanın önüne çıkar ve onu taşır. Hazırlıksız olan içinse aynı fırsat, bir kriz başlangıcıdır. Bugün küresel ölçekte yaşanan da tam olarak budur. Ufak bir örnek; Rus’ların Ukrayna krizi nedeniyle Avrupa’ya gaz akışını kesmesi, Norveç bütçesinin yüz milyar dolar üzerinde ek gelirine neden oldu…</p>
<p>Geçen gün bir yerde okudum hoş bir tanım: Dünya ekonomisini bir kamyona benzetirsek, o kamyon artık sağ şeride geçmiş durumda. Hız kesiyor, hatta yer yer duraksıyor. Bu sadece ekonomik bir yavaşlama değil; aynı zamanda (görülen hukuk tanımaz saldırganlıklarla) demografik bir dönüşüm. İnsanlık tarihinde ilk kez, ölüm oranlarının doğum oranlarını yakaladığı hatta bazı bölgelerde geçtiği bir eşikteyiz. Bu, sadece nüfusun değil; üretimin, tüketimin ve dolayısıyla gücün/sistemin yeniden tanımlanacağı anlamına geliyor.</p>
<p>Bana göre diğer büyük kırılma ise sermayenin yön değiştirmesi. Yıllarca batıdan doğuya doğru akan sermaye, gözle görülür şekilde yön değiştiriyor, Çin’in başını çektiği doğu bloku batı bloku karşısında hızla yükselip yayılıyor. Düne kadar beyaz bir kâğıt üzerinde sınırları belirlenen Afrika’nın sesi daha gür duyulmaya başladı. Yani jeopolitik bir anlam da taşıyor bu durum. Risk dağılıyor, güç merkezleri çoğalıyor. Ve bu eksen kaymasının tam ortasında duran ülkeler için bu durum ya büyük bir fırsat ya da telafisi mümkün olmayan bir kayıp anlamına geliyor.</p>
<p>Bizim coğrafyamız, canım ülkemizde tam olarak bu hattın üzerinde duruyor. Hemen yanıbaşımızda yaşanan gelişmeler, bu yeni düzenin en somut örneği değil mi! Devasa askeri güce sahip aktörlerin, küçücük bir coğrafi boğaza—Hürmüz gibi kritik bir noktaya—takılıp kalması, modern gücün sınırlarını net bir şekilde ortaya koydu. Onlarca ileri teknoloji silah sistemi, stratejik darboğazlar karşısında etkisizleşebiliyor. Ve sonunda, tüm o güç gösterisinin ardından masaya oturuluyor. Bu bize şunu söylüyor: Güç sadece sahip olunan kapasite değil; o kapasiteyi nerede ve nasıl kullanabileceğini bilmektir.</p>
<p>Artık zamanı, değerli emtiayı ve gücü aynı eksende okuyamayanlar için oyun dışı kalma riski çok daha yüksek. Çünkü alışılan ekonomik parametreler çökmüş durumda. Yerine gelen sistem ise tek bir sonuca değil, birden fazla ihtimale açık.</p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Belirsizlik, yeni düzenin ana karakteri…</strong></span></p>
<p>Burada hepimizin hem fikir olup endişelendiği bir başlığı da not düşmek istiyorum! Bahsettiğim yeni düzenin merkezinde ise en temel mesele var: Su.</p>
<p>Yaşamın devamı için vazgeçilmez olan bu kaynağa erişim, önümüzdeki yıllarda çok daha sert ve orantısız saldırılara, jeopolitik gerilimlere yol açacak. Bugün yaşananlar, aslında yarının fragmanı net.</p>
<p>Bütün bu tablo içinde öne çıkan tek bir gerçek var: Güç, sabır ve zamanı doğru okuyabilen yönetimlerin elinde şekillenecek. Kendi topraklarının değerini bilen, kaynaklarını stratejik akılla yöneten ve kısa vadeli kazançlar yerine “uzun vadeli huzuru hedefleyen” ülkeler ayakta kalacak.</p>
<p>Velhasıl, meseleyi karmaşık görünse de özünde basit bir terazide tartmak gerekiyor:</p>
<p>Ehem, mühimme müreccahtır…</p>
<p>Yani gerçekten önemli olan, sadece güçlü olmak değil; neyin önemli olduğunu doğru zamanda anlayabilmektir.</p>
<p>Vesselam…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıl mı, Para mı?</title>
		<link>https://www.sektorumdergisi.com/akil-mi-para-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Yerlikaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:02:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sektorumdergisi.com/?p=139007</guid>

					<description><![CDATA[Yıllardır dikkatle sevip takip ettiğim (bana göre) ekonominin nabzını “hakkaniyet” dengesinde doğru yazabilen bir kalemdir, üstatdır Şeref Oğuz. Yazdığı yazılar sadece öğretmez, sorgulatır, düşündürür! Bu ayki yazıma kıymet verdiğim bu üstat ile giriş yapmamın nedeni kendisinin geçen gün yazdığı ve çok hoşuma giden “akıl açığı başka açıklara benzemez” başlıklı yazısı ile alakalı sevgili dostlar… Şeref [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır dikkatle sevip takip ettiğim (bana göre) ekonominin nabzını “hakkaniyet” dengesinde doğru yazabilen bir kalemdir, üstatdır Şeref Oğuz. Yazdığı yazılar sadece öğretmez, sorgulatır, düşündürür! Bu ayki yazıma kıymet verdiğim bu üstat ile giriş yapmamın nedeni kendisinin geçen gün yazdığı ve çok hoşuma giden “akıl açığı başka açıklara benzemez” başlıklı yazısı ile alakalı sevgili dostlar…</p>
<p>Şeref Hoca yazısında Sultan II. Beyazıt’a o dönem uzaklardan gemi yolu ile gelen bir iş başvuru mektubundan bahsediyordu. Kimdi bu mektubu yazan, merakınızı gidermek için kısa cevap vereyim: Leonardo Da Vinci…</p>
<p>Da Vinci iş başvurusunda: “Ben kulunuz, İstanbul’dan Galata’ya uzanan bir köprü yapmak isteğinizi, yapabilecek biri bulunamadığı için köprüyü yapamadığınızı duydum. Ben kulunuz nasıl yapılacağını biliyorum. Köprüyü bir bina kadar yüksek yapacağım. Çok yüksek olduğu için, üzerinden kimse geçmeye razı olmayacak. Öyle bir köprü yapacağım ki, yelkenleri fora olsa bile, bir gemi altından geçebilecek. İsteyenleri Anadolu kıyısına geçirecek bir asma köprü yapacağım. Allah inandırsın. Bu kulunuzun, hizmetinizde olduğunu bilin…” diyordu!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-139009" src="https://www.sektorumdergisi.com/wp-content/uploads/2026/04/akil-mi-para-mi1.jpg" alt="" width="696" height="378" /></p>
<p>O gün koşullarını bugün değerlendirmeyi makûl görmem/görmeyelim fakat o dönem uzaklardan gelen bu başvuruyu hatırlamakta önemlidir kanaatindeyim! O gün bizim yerli/yeterli/yetkin ve nitelikli insanımız çoktu belki ama o projeyi hayata geçirecek teknik imkanlar ya da kim bilir cesaret eksikti. Peki bugün aynı yerde miyiz! Bugün hem nitelikli insan kaynağımız daha fazla hem de teknolojik altyapımız geçmişe kıyasla çok güçlü. Günümüzde “yapabilir miyiz?” değil, “neyi ne kadar yapmak istiyoruz?” sorgulanıyor.</p>
<p>Tabi daha önemli soru ve asıl mesele: Biz kendi Da Vinci’lerimize kıymet veriyor, fark edebiliyor/önceliyor muyuz? sorusudur…</p>
<p>Evet kafeteryalar dolu! Evet her dört gencimizden biri ne okulda ne işte! Evde hayalsiz oturuyorlar! Ama bu milletin fikir üreten, risk alan, hayal kuran, sınırları zorlayan gençleri de var. Ve azımsanmayacak kadarlar…Mesele, hayal eden tarafı teşvik edip evde ve kafede oturanları ayağa kaldırmak…</p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong>Peki akıl mı, para mı?</strong></span></p>
<p>Bu soru yıllardır sorulur. Ama aslında cevapta belli: Akıl doğru kullanıldığında para onun peşinden gelir. Para, aklın yönettiği bir araçtır. Para sıfırlar bütünü ise akıl bu sıfırlar bütününe anlam/değer katan baştaki rakamdır aslında.</p>
<p>Akıl var kaynak var ama verimli kullanılmıyor. İnsan var ama doğru yerde değerlendirilip yönlendirilmiyor ise ne anlamı var!</p>
<p>İster özel olsun ister iş hayatımız olsun  aklı önceleyen bir denge kurabilirsek, diğer parametreler gibi parada doğru yerde konumlanacaktır. O zaman “akıl mı, para mı?” sorusu da anlamını yitirecektir.</p>
<p>Bugün tarihin tozlu raflarında yerini almış o iş başvurusuda belki daha anlamlı hale gelecek…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vesselam…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milli Savunma Refleksi</title>
		<link>https://www.sektorumdergisi.com/milli-savunma-refleksi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Yerlikaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 21:11:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sektorumdergisi.com/?p=138813</guid>

					<description><![CDATA[Bazı gözler bazı noktaları farklı görür. Kimisi sadece bakar, kimisi ise resmin arkasına gizlenen mesajı okur. Günümüz dünyasında bir milletin/ülkenin kendine yetmesi kadar kıymetli bir duruş yoktur. Biraz geriye gidelim. 1920’lerin o ağır atmosferini bugün tahayyül etmek dahi çok zor! O günlerde Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı gözler bazı noktaları farklı görür. Kimisi sadece bakar, kimisi ise resmin arkasına gizlenen mesajı okur. Günümüz dünyasında bir milletin/ülkenin kendine yetmesi kadar kıymetli bir duruş yoktur.</p>
<p>Biraz geriye gidelim. 1920’lerin o ağır atmosferini bugün tahayyül etmek dahi çok zor! O günlerde Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır” sözü bugünleri görünce yalnızca askeri bir strateji değil, bir milletin varoluş refleksinin tarifiymiş aslında. O refleks bugün birden fazla cephede karşımıza çıkıyor: teknolojide, üretimde, ihracatta…</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde İstanbul Sanayi Odası’nın düzenlediği ve bu yıl yedincisi gerçekleştirilen SAHA EXPO paneline katıldım. Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün’ün sunumu ve sektörün amiral gemileri olan Aselsan ile Roketsan yöneticilerinin paylaşımları/söyleşileri savunma sanayiimizin geldiği noktayı rakamlarla ortaya koydu.</p>
<p>Ülkemizin savunma ve havacılık sanayi ihracatının 2023 yılında 5,5 milyar dolar, 2024’te 6,5 milyar dolar olarak gerçekleşmiş olup, 2025  yılı hedefinin ise 7 milyar doların üzerine çıkacağından bahsedildi.</p>
<p>Daha önemlisi; 2000’li yılların başında %20’ler seviyesinde olan yerlilik oranı bugün %80’lere dayanmış durumda ve bu muazzam bir zafer.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-138815" src="https://www.sektorumdergisi.com/wp-content/uploads/2026/03/milli-savunma-refleksi1.jpg" alt="" width="1372" height="756" srcset="https://www.sektorumdergisi.com/wp-content/uploads/2026/03/milli-savunma-refleksi1.jpg 1372w, https://www.sektorumdergisi.com/wp-content/uploads/2026/03/milli-savunma-refleksi1-768x423.jpg 768w, https://www.sektorumdergisi.com/wp-content/uploads/2026/03/milli-savunma-refleksi1-762x420.jpg 762w, https://www.sektorumdergisi.com/wp-content/uploads/2026/03/milli-savunma-refleksi1-696x385.jpg 696w, https://www.sektorumdergisi.com/wp-content/uploads/2026/03/milli-savunma-refleksi1-1068x588.jpg 1068w" sizes="auto, (max-width: 1372px) 100vw, 1372px" /></p>
<p><strong>Bu rakamlar ile gelinen nokta bize ne anlatıyor derseniz?</strong></p>
<p>Bu rakamların anlamı; artık satın alan ve bekleyen değil, üreten ve ihraç eden bir ülke demek!Notlarımdan devam edeyim… Savunma  sanayii projelerinin toplam hacmi 100 milyar doları aşmış durumda. 90’dan fazla ülkeye ihracat yapan bir büyüklük. Sadece ürün değil; teknoloji, yazılım, mühendislik ve kabiliyet ihraç ediyoruz.</p>
<p>Yazıma da bu başlığı özenle seçtim! Savunma refleksi demek bana göre tam da şudur: İhtiyaç duyduğunda dışarıya bakan değil, kendi kapasitesi ile inşa eden irade.</p>
<p>Panelde; “Elbette dünyanın en büyük yirmi ekonomisi içinde yer almak çok kıymetli. Ancak asıl dikkat çekici olan, savunma (sanayii) alanı dünya sıralamasında ilk 10’u zorlayan bir ivmeye ulaşmış olmamız“ denilince salonda ilk alkışı sanırım ben başlattım. Küresel savunma devlerinin listelendiği endekslerde Türk firmalarının sayısı her geçen yıl artıyor diye de notladım. Bu panelden anladım ki bu rakamlar bir tesadüf değil.</p>
<p>Artık insansız hava araçlarından akıllı mühimmatlara, radar sistemlerinden elektronik harp kabiliyetlerine kadar geniş bir yelpazede oyun kurucu fotoğrafı görünür hale gelmiş!</p>
<p>Burada bir diğer önemli detayda şu ki, savunma sanayii yalnızca askeri bir güç değildir; aynı zamanda yüksek katma değerli üretim, nitelikli istihdam ve yüksek teknoloji transferidir. Her 1 dolarlık ihracatın genel ekonomiye çarpan etkisi 4-5 dolar olarak yansımaktadır.</p>
<p>Tabi sevgili dostlar yazımda ağyara dokunmasam olmaz malumunuz, mesele yalnızca silah sistemleri olmamalı! Savunma sanayiinde gösterdiğimiz refleksi tarımda, sanayide, kısacası endüstride yüksek teknoloji sınıfında göstermek zaruridir/elzemdir. Cümlemi duygusal ya da görsel bir çerçevede kurmuyorum; teknokrat geleceğin bizi yutmaması için bir zorunluluktan bahsediyorum.</p>
<p><strong>Zamanın verdiği mesaj nettir: Tarih mi yazacağız, tarihe mi karışacağız?</strong></p>
<p>Geriye dönüp baktığımızda bu milletin zor zamanlarda hep tarih yazdığını görürüz. Yine yazarız. Ama bu kez sadece cephede değil; tarımda, endüstride, kısacası üretim bandında ve “yazılım” satırlarında yapmak zorundayız. Çünkü müdafaa artık yalnızca coğrafya değil; teknoloji seviyesidir.</p>
<p>Panelde aldığım notlarımın sonuna şu cümleyi yazmışım ki aynen buraya aktarıyorum:</p>
<p>Ülkemiz savunma refleksi anlamında artık edilgen bir dinleyici değil, belirleyici bir aktördür.</p>
<p>Bazı gözler hâlâ farklı görebilir.</p>
<p>Ama artık tablo nettir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vesselam…</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
