nasil-cikar-karanliklar-aydinliga

Aydınlatma, görsel bir etkidir. Görme duyumuza servis edilir. Aydınlatma; duyulmaz, koklanmaz. En özel mutfaklarda, en meşhur şeflerin elinde muhteşem bir sunumla hazırlanır ve ancak iyi görürseniz, o muhteşem tadına varabilirsiniz. Ruhunuza dokunur. Etrafa yaydığı güzel kokuyu alabilirsiniz.

İyi gözlemciler, dikkatli insanlar, işi bilenler; kaliteyi, doğruyu ve güzeli fark eder.

Büyük bir şef yapılan yemeğin başarısını; sunumundan, kullanılan malzemenin kalitesine, oranına, miksine, pişirme derecesine, pişirme tekniğine, vb. birçok parametreye kadar bilir, görür, koklar ve tadarak anlar.

magara-girisi

Biz de, ışığı böyle keyifle servis etmenin dayanılmaz hafifliğini taşıyoruz.

Işıkta zıtlığa daha önce değinmiştim. Bir yapıyı aydınlatırken, karanlığı da kullanırız. Her yeri aydınlatmak yerine karanlık yerler olmalı ki ışık fark edilsin, öne çıksın.

Bir miks oluşsun, güzel bir sunuma dönüşsün. Aydınlatırken ışığın içinde karanlık, karanlığın içinde aydınlığı kullanırız. Bir ateş olmazsa, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?

Karanlıkta Işığı Fark Edemeyen Bir Çift Gözün Hazin Bir Hikayesi

Geçmiş zamanda ölüme mahkum bir adam varmış. Ölüm cezası çok farklı uygulanmı; gözleri kapatılarak, karanlık bir mağaraya kapatılmış. Mağara 90mX90m ölçülerindeymiş. Mahkuma, mağaradan çıkabilmesi için tek bir yol olduğunu ve onu bulabilirse, özgürlüğüne kavuşabileceğini söylemişler. Yaşamak için bir şansı varmış.

karanlikta-isigi-fark-edemeyen-bir-cift-goz

Mağaranın girişi bir kaya ile iyice kapatıldıktan sonra, mahkuma gözlerini açma ve özgürce gezinme izni verilmiş. Mahkuma beslenmesi için yalnızca ilk 30 gün boyunca ekmek ve su verilecek, 30 gün sonunda beslenmek için de hiç bir şey verilmeyecekmiş. Bunu mahkuma söylemişler.

Ekmek ve su, mağaranın güney kısmının tavanında bulunan küçük bir delikten sarkıtılarak ona verilecekmiş. Tavanın yüksekliği 5.5 metre civarındaymış ve tavandaki bu deliğin çapı 30 cm imiş. Mahkum, yukarıdan gelen azıcık ışığı görebiliyormuş ama bu ışık mağarayı aydınlatmıyormuş.

Mahkum, tedirgin, korku içindeymiş ve yarını düşündükçe paniği artıyormuş. Bir şeyleri anlamak, o kurtuluş deliğini bir an önce bulmak istiyormuş.

bazen-sadece-bakariz-gozumuzun-onundeki-isigi-gormeyiz

Mağara içinde gezinirken kayalara çarpıyormuş. Bu kayaların bazıları çok büyükmüş. Eğer bu kayaları kullanarak bir tümsek yapabilirse, tavandaki ekmek ve su sarkıtılan açıklığa ulaşabileceğini ve onu içinden geçebileceği kadar büyütüp oradan da kaçabileceğini düşünmüş. Motivasyonu buymuş ve özgürlüğüne kavuşabileceği yolun bu olduğundan eminmiş.

Mahkumun boyu 1.70m olduğu ve ulaşabileceği yükseklik de bir 60 cm olacağı için, yapacağı tümseğin minimum 3 metre yükseklikte olması gerekiyormuş.

Mahkum başlamış çalışmaya. Uyanık olduğu süreleri kayaları toparlayarak ve toprağı kazarak geçiriyormuş. İki haftanın sonunda 1,5 metre yüksekliğinde bir tümsek yapmış.

Önündeki iki hafta içerisinde bunu iki katına çıkarabilirse, yiyeceği tükenmeden bu işi başarabileceğini düşünüyormuş. Mağaranın içerisindeki kayaların çoğunu kullandığı için toprağı daha fazla kazması gerekiyormuş. Bu kazma işlemi için kullanabileceği tek şey ise, biraz sivri küçük kaya parçaları ve çoğunlukla elleriymiş. Aradan bir ay geçtikten sonra, panik, telaş, heyecan ve yorgunluk artmış.

30 günün sonunda tümseği 2,5 metre yüksekliğe ulaşmış ve zıplayarak bu açıklığa neredeyse ulaşabiliyormuş. Ancak tükenmişti ve çok bitkindi.

Sürekli zıplıyor, tutunacak bir yer arıyor, oradan deliği genişletme ve çıkma ümidiyle bocalıyormuş. 31. gün bu açıklığa dokunabileceğini sandığı anda, düşmüş. Tümsekten yere yuvarlanmış. Ayağa kalkamayacak kadar bitkinmiş ve iki gün içinde ölmüş.  Mağara kapısını bekleyen bekçiler, içeriden hiç ses gelmediğini fark edince, mağara kapısını tıkadıkları kayayı güçlükle açıp içeri girmişler ve mahkumun yerde yatan cansız bedeni ile karşılaşmışlar.

isiga-dogru-yuruseydi-cikisi-bulup-kurtulacakti

Mağaranın içi aydınlanınca, mağaranın duvarında çapı 1 metre olan delik de aydınlanmış. Bu delik, dağın öteki tarafına giden bir tünelin girişiymiş. Bu delik, mahkuma bulması halinde ifade edilen, özgürlüğün yoluymuş.

Tavandaki yiyecek verilen açıklığın altında ve girişi o karanlıkta fark edilebiliyormuş. Yemeğin sarkıtıldığı yer gibi o çıkışta mağaranın güney duvarındaymış. Görememiş.

Mahkumun tek yapması gereken bu deliği deneyip, 60 metre sürünerek ilerleyip özgürlüğüne kavuşması imiş. Kendisi kendi doğrusuna kilitlenmiş, panik kendisini olumsuz etkilemiş, en önemlisi, özgürlük yolunu görememiş.

Tünelin sonunda mum ışığı kadar bir aydınlık varmış ama hiç görmemiş, görmek istememişti. Özgürlük karanlık ile aydınlığın birleştiği yerdeydi. O, yukarıda aradı, oysa yanı başındaydı. Zoru, hatta imkansızı seçmişti.

Bazen sadece bakarız, görmeyiz.

Akıl odur ki; başa geleceği bile.

Göz odur ki; arkadan geleni göre. 

Aydınlığı görmemiz dileğiyle…

 

Ahmet SOYLU Philips Aydınlatma” Signify” Kamu İlişkiler Müdürü ve Sektörüm Elektrik Aydınlatma Güvenlik Sistemleri Dijital Dergisi Köşe Yazarıyım.. ✔️ STK’ lara ilgi duyar ve görev alırım. ( EMSİAD Başkanlığı , Enver Ankara Yön.Kur. Üyeliği, GGYD Yüksek Danışma Kurulu Üyeliği, ASTOP Yön. Kur. Üyeliği, YATSİAD Kurucular Kurulu, AGİD Üyeliği gibi …). ✔️Şiir yazarım; 1 kitabım var. 2.nin hazırlıkları devam ediyor. ✔️Amatörce; mum boya ile resim yaparım ✔️Kişisel gelişim ile ilgili deneme ve makalelerim var. ✔️Kişisel gelişim konulu her türlü yayın ilgimi çeker. ✔️Sağlıklı yaşam ve beslenme konusu özel ilgi alanıma giriyor