uckanapak

Dört sayıdır aydınlatma sektörü, özellikle de led aydınlatma sektörüne dair bazı görüş, öneri ve tespitlerimi sizlerle paylaşıyorum. Belki önceki yazılarımızda yer vermemiz daha önem taşıyordu ama kısmet bu ayki yazımızaymış, aydınlatmada insan ve insan psikolojisi konusuna değinebilmek.

Evet, aslında aydınlatma deyince akla ilk bakışta işin işlevsel boyutu geliyor. Yani, güneş batımından sonra ya da gün ışığının ulaşmadığı iç mekanlarda insan eliyle geliştirilen teknolojilerle, ortamları karanlıktan kurtarıp aydınlık yapma eylemine deniyor aydınlatma.

Birçok evde, iş yerinde ya da kamuya açık mekanda aydınlatmanın sadece bu işlevsel yönü ön planda tutuluyor.Karanlık evimize girince ilk iş: standart ampül, floresan, avize ya da farklı tasarımlardaki lambalarımızı yakıyoruz. Okulda, devlet kurumlarında ve ofis-fabrika olan iş yerlerimizde de karanlığı aydınlatmak için şartelleri indiriyoruz.

Mekanların büyüklüğüne göre ve de estetik keyfimize bütçemizin elverdiği ölçüde, farklı tür ve güçte ışık kaynakları kullanıyoruz.

En basitinden örnek vererek başlayalım. Türkiye’deki 20 milyona yakın evde kullanılan 50’şer milyondan fazla ampül ya da floresan lambanın, okullarda kullanılan 5 milyondan fazla 4×18’in; gün ışığı mı yoksa beyaz mı ya da kaç Kelvin olması gerektiğine, acaba kaçımız bilimsel bir bakış açısıyla bakmışızdır?

Basit bir estetik tercih olarak elbette farklı türler kullanırız ama acaba kaç mesken sahibi vatandaş, lüx-lümen-Kelvin değerleri ve insan psikolojisi-göz sağlığı-öğrenci sağlığı gibi konulara dikkat eder?

Çoğumuz hiç gerek yokken ya çok fazla aydınlatılmış ya da gözü ciddi oranda yoran ve psikolojiyi bozan loş ortamlarda oturuyoruzdur, hiç farkına bile varmadan.

Salon, misafir odası, çocuk ve yatak odalarının; hem kullanım özeliklerine hem de kullanıcıların temel ihtiyaç ve psikolojilerine uygun renk tonu, uygun ışık değer ve şiddeti ve de uygun yansıma (direkt-endirekt aydınlatma) kriterlerine göre aydınlatılmasına kafa yoran kaç kişi duymuşuzdur etrafımızda?

Öncelikle okullar, sonrasında kamu-özel ofis ortamlarında, ardında da tüketicilerin alışveriş yaptığı ticari alanlarda (dükkan-mağaza ya da avm) kullanılan ışık türü ve aydınlatma şeklinin, iş-okul-ticari ortamlardaki verimi-algıyı-sunum-alım tercihlerini ve insanların psikolojilerini ciddi şekilde “etkileyebildiği gerçeği” artık modern aydınlatma sistemlerinin üretim, pazarlama ve satışında ciddi bir yer tutuyor.

Odasındaki ya da okulundaki eksik ya da fazla, doğru ya da yanlış aydınlatma yüzünden belki de çocuğumuzun başarısı ciddi etkileniyor.

Ofislerdeki ya da fabrika ortamındaki aydınlatma standartları yüzünden çalışan yöneticiler ya da işçiler belki de daha az verimli-mutlu ya da daha fazla agresiflerdir, kim bilir?

Evimizdeki milyarlık sanat eseri avize, bir estetik unsur olarak bize ve de ziyarete gelen misafirlerimizin gözüne çok etkileyici geliyor olabilir.

Ancak hiç kimse evinde otururken o çok hoş avizeyi, bir dizi izliyormuş gibi sürekli izlemez fakat ondan çıkan ışık ve aydınlık bizim evde kendimizi nasıl hissettiğimizi ciddi etkileyebilir. Örnekleri daha da artırabiliriz.

Ama ana meselemizin 2 boyutunu daha net ifade etmemiz faydalı olabilir:

1.İster bireysel özel kullanım alanları olsun, isterse iş-kamu ve ortak diğer kullanım alanlarında olsun, maalesef ülkemizde aydınlatmanın şekline, niteliğine ve ışıklandırma kaynaklarının temel özelliklerine; insan psikolojisi ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak yaklaşmıyoruz.

Aydınlatmanın; “mutlak beyazlık ya da aydınlık” demek olmadığını; yani bir mekanın her noktasının ışıl ışıl aydınlatılması demek olmadığını yeni yeni öğreniyoruz.

2.Aydınlatma sektöründeki üretici firmalar, geliştirdikleri ürünlerinde ve de değişken uygulamalarında; kullanım alanı-kullanıcı özellikleri ve genel insan psikolojisine etkilerin önemini, bu değişkenlere göre değişecek aydınlatma mimarisi ve standardı gibi kavramları hem yeterince önemsemekten hem de bu temel konuyu pazarlama stratejilerinde etkin kullanmaktan çok uzaklar.

İster bireysel mekanlardaki ev hanesi fertleri, ister iş yerlerindeki çalışanlar isterse de gece karanlığında şehrin caddelerinde gezen toplum fertleri olsun hiç farketmez, unutmayalım:

Daha çok ve daha renkli aydınlatılan mekanlardakiler değil, daha doğru ve gerçek bilimsel verilerle aydınlatılan mekanlardaki insanlar ancak daha verimli, daha başarılı, daha sağlıklı ve doğal olarak daha mutlu olabilirler.  Bilmem yeterince aydınlatabildim mi?

makale:Uçkan Apak

Sektörüm Dergisi 56. Sayı